Sevilmek…

Bilinmek ve sevilmek ne kadar güzel bir duygudur gerçekten anlatılmaz.Birini seversiniz, onun da sizi sevmesini istersiniz. Size ızdırap olur onun sizi sevmediğini bildiğiniz saatler. Bu sevgi konusunda kadın erkeği veya erkek kadını severken durumun değişmeyeceğini söyleyeyimde fenimist veya antifeniminist damarı olanlar itiraz etmesinler hemen.

-İyi de kardeşim biz karşılıksız sevdik…Bla bla

Sallama mümin kardeşim yok öyle bir şey. Anladık çok sevdin de,hiç mi istemedin sevilmeyi? Elini vicdanına koy. Bak elini nereye koymuş. Töbe yarabbim.Oğlum,kızım ora vicdanın değil olmayan beyninin ,olması gereken yerinin üstündeki yerin, üstünün üstü. Saçının üzeri yani.

Doğrusu şu;

-Karşılık vermesini bekleyerek sevdik,karşılık göremedik ama sevmeye devam ettik.

Gönül dediğin küçük bir tekel bayisi değil ki oraya sadece sarhoşlar,smokerler gelsin. Orası şu sözün muhatabı olunabilecek bir yer

“Sığmam dedi Hak arz u semâya

Kenzen bilindi dil mâdeninde

Olunabilecek diyorum,çünkü inanmayanlar var genelleme yapmayayım. Oldum olası sevmem zaten genelleme yapmayı. Tito muyum ben öyle meydanlarda geneli hedef alayım? Değilim tabi ki.Allah korusun.

Neyse, yine araya bir sürü şey girdi bak,kopuyorum konudan. Bipolar olduğumu sanabilir birileri. Onun da gençler arasında çok popüler olduğunu söylüyorlar ama genç değilim ki seveyim. Herkesin popisi kendisine.

Bilinmek güzel şey. İnsanın tatmin edilmesi gereken bir duygusu bana kalırsa. Fark edilmek, takdir edilmek, sevilmek üzere meçhul bile olsa bir gözün, sana baktığını bilmek ayrı bir duygu. Allah’ın insanlara bunu vermiş olduğu bir lütuf olarak görüyorum sanki.

Düşünün bir kere, Allah insana, kendisine kulluk yapsın diye, yarattığını ifade ediyor. Halbuki insan onu görmüyor. İhsanlarını görmesi ayrı. Fakat neticede zatını görüp muhatap olmuyor. Birde insanın böyle bir duygusunun olması,sizin aklınıza da şu soruyu getirmiyor mu? Acaba, bilinmek, görülmek, yaptıklarını onaylatmak, Allah’ın insana vermiş olduğu, kendisinin bilinmesini kolaylaştırma duygusu olamaz mı?

Bu konu alanım değil ama, biraz uzunca bir süredir tek başıma kalınca, Vizontele deki sarhoşun dediği gibi; “-Ben kendimi Allah’a adadım”, bir durum olmuş olabilir. Bak olmuştur demiyorum, olmuş olabilir. Yoksa ben kendimi Allah’a adayacak kadar…. olmadım daha. Bir devirdiğim çamlar,kestirdiğim ormanlar P.bahçe cam fabrikası olsun sonra bakarız!!!

Kimseye mesaj verdiğim falan yok ha! Aloo ! Bunlar iç sesimin klavyeyle bütünleştiği anlardaki bilinçaltı pörtlemeleri. Yoksa burada ormanın kesildiği falan yok.Adamı oyup, kabak kemane yaparlar. Kendi bahçende bile bir ağacı, kesmeyi bırak, ki kesersen onu sana af edersin monte ediyorlar da mahkeme mahkeme geziyorsun, söküp yerini bile değiştiremezsin.

Bana göre de ,Allah’ın yarattığı tabiata zarar vermek ona karşı gelmektir.Tabiatla mücadele etmek ayrı müdahale etmek ayrı ayrı şeyler.İkisini karıştırmadan şunu düşünün, Diyelim ki Allah’a inanmıyorsun, ona isyan ediyorsun,günah saydığı şeyleri yapıyorsun vs. Bu yaptığınla ona zarar veremezsin ki,kendi kendine oyalanırsın sadece. Ama yarattığı eşsiz güzelliğe dadandın mı işte o zaman,hem ona,hemde o tabiatı hediye ettiklerine zarar verdiğin için, karşı geldin demektir. Öyle ,yok ben köprü yapacaktım falan…Bu bahaneler yemez!!!

Ne güzel yer değil mi? Öyle,ama sığmıyorum işte buraya bak. Kendimi attığım yer,saçma sapan şeyler yazdığım, bir blog sayfası.

Güzelim tabiatta bile yerim yok.

Vesselam…