Sedef

“Sedef” dediğimde akla gelen ilk şey bir kız ismi.Düşündüğünüzde ise zihninizde güzel olması muhtemel birini canlandırabilirsiniz. Benim, ismi “Sedef” olan  güzel bir tanıdığım olmadı hiç, sadece varsayım olarak söylüyorum. Bu isimde olanların kendilerini güzel hissetmeleri içinde bir bahane olabilir pekala.  Ama ben o “Sedef’ten bahsetmiyorum . Yada telli çalgıların saplarına,daha şık bir görüntü sergilesin diye , belli aralıklara takılan sedef kakmalardan da bahsetmiyorum.Benim bahsetmek istediğim sedef, birçok İnsanın muzdarip olduğu ve ömür boyu belli aralıklarla tedavi olsa bile kurtulamadığı, sıkıntısını çekeceği hastalık olan Sedef.

Sedef hastalığı ile ilgili yaptığım araştırmalarda, tıp bilimcilerinin henüz bu rahatsızlık için bir ilaç bulamadıklarını ve bırakın çare bulmayı henüz nedenini de tam olarak açıklayamadıklarını gördüm. Kısmen tahminler var ama kesinlik arz etmiyor.Tıpçılar, yine kesin olmamakla birlikte, D vitamini eksikliği, genetik veya stres kaynaklı olarak ortaya çıkan bir hastalık olarak anlatılıyorlar.Bir bakteri,mikrop yada virüsün neden olmadığı bir şeyi strese irca etmek tıpçıları bayağı rahatlatmış olmalı. Ortak çarpan olarak stres bütün hastalıklara neden olarak alınabilir. Çünkü stres konusu tıp dünyasında, anladığım kadarıyla bütün kötülüklerin anası, gibi bir şey olarak görülüyor.

Sedef, vücudun dış bölgesinde görülüyor. Deride ve tırnaklarda görülen bu rahatsızlık, çoğu zaman mantar veya deri enfeksiyonu ile karıştırılabiliyor. Tam teşhis için yine bir takım testler yaptırmanız gerekiyor. Kafa derisinde apış aralarında veya vücudun başka yerlerinde de ortaya çıkabiliyor. Hayatınızın kalitesini olumsuz anlamda çok ciddi bir şekilde etkilemese bile, , ortaya çıkan çirkin görüntüsü hasebiyle çoğu zaman psikolojinizi bozabiliyor

Stresin faydası ile ilgili geçen bir yazıda bir kaç satır yazmıştım hatırlarsanız. Stresin bile faydası var. Hem sonra size kalsa stresin neden olmadığı bir rahatsızlık var mı acaba? Kanserin bile stresten kaynaklı olduğuna dair pek çok görüş var. Hal böyleyken stres deyip içinden çıkılamıyor. Somut bir neden arıyor insan. Olayları neden sonuç ilişkisi içerisinde açıklamak tabiatımızda var. Etki tepki prensibinin hayatımızda önemli bir ölçüt olması sebebiyle, zihnimiz bu anlamda tatmin olmuyor bir türlü.

Zaman zaman ismini duyduğum bu rahatsızlık, bir kaç yıl önceden beri bana belirtilerini gösteriyormuş meğer, ama ben tam olarak farkına varamamışım. Bundan iki yıl önce, sol  el tırnaklarımdan bir tanesinde hafif bir beyazlama başladı. Önemsiz gibi görülen bu detay daha sonra ciddi bir hal aldı. Tırnağın tamamına dağılmaya başladı ve en son tırnağın uzayan kısmı gibi, tırnağımın altı tamamen boşaldı ve öylece etten ayrılıp ölü bir hale geldi. Tuhaf bir görüntüsü var.Hoş değil yani. Benim için kötü bir haber. İyi olan kısım ise şu; Şimdilik diğer tırnaklara yayılması gibi bir durum söz konusu değil.

Bir tırnak deyip geçiyorum yapacak bir şey olmayınca. Problem olmuyor değil, zaman zaman bazı işlerimi yapmama engel olduğu oluyor. Takıldığı yerlerde canımı acıtıyor. Bir çantaya poşete elimi sokarken, bir nesneye takılabiliyor yani. Ancak tam anlamıyla hayatıma bir engel değil. Bağlama çalarken daha çok zorlanıyorum artık. Sürekli atmak üzere olan bir tırnak düşünün öyle yani.Perdelere dokunurken rahatsız ediyor. Doktor, “tırnağı zorlar bu hareketler, çalmasan bir süre”, dedi. Ama dinlemem mümkün değil.

Hayret verici bir şey insan. Ruhuna işlemiş, nasıl bir estetikle var edilmişse artık? Düşünün ki,  küçücük bir değişiklik bile hayatını  inanılmaz bir şekilde etkiliyor. Başa dönüyoruz yine, sağlık olmayınca hiç bir şeyin ne anlamı ne de tadı olmuyor. Neye sahip olursanız olun, sağlığınız olmayınca, sahip olduklarınız çoklu sıfırların yanında eksik kalan “1” rakamı gibi. Hiç bir şey ifade etmiyor yani. Hatta yutan eleman da diyebiliriz. Çarptığınız tüm varlıklarınızı yutuyor.

Maceradan maceraya koşarken arada çiziklerimiz olacak tabi. Bunlar da hayatın cilveleri. Öyle değil mi? Daha ne maceralar var da yazmak için erken. Yıllar lazım. Yaşanmışlıklarla beraber sağa sola tosladığımız anların sarhoşluğu daha geçmedi.

Reklamlar