90'lı yıllar nostaljisi konseptli ahşap masa; üzerinde eski kaset çalar, Ahmet Kaya Resitaller ve Ağlama Bebek kasetleri, Walkman, Discman, kaset sarmak için kurşun kalem ve bant."
90’lar Kaset Kültürü ve Unutulmaz Ahmet Kaya Albümleri

Kasetler, Kitaplar ve Geçiş Nesli

Benim kendimi tanımaya başladığım çocukluk yıllarım 90’lı yılların ortalarına tesadüf eder. Şimdilerde 2000’li yıllarda doğanların çoluk çocuk sahibi olduklarını görünce, zamanın nasılda insanı ve nesneleri önüne katıp götürdüğünü de görmüş oluyorum. Daha dün gibi ancak aradan yirmi koca yıl geçmiş. Mücadeleyle, kavga gürültüyle geçen yirmi koca yıl. “Vay be” diyorum içimden. Zaman bizi sağa sola çarpa çarpa . Değeri olan onca şey şimdi zaman karşısında birer çöp yığınına dönmüş. Bizim çocukluğumuz yani 90’lı yıllar zormuş gerçekten. Geçiş nesli olarak bizi özellikle incelemeleri lazım uzmanların. Hele benim gibi olanları kesinlikle incelemeye tabi tutmaları gerek.

O yıllarda yani çocukluk yıllarımızda birçok şey kıymetliydi. Neden buradan girdim? Çünkü ormanın üzerinde uçan bir kuş, aşağıda karıncanın ne çektiğini göremez. Bu yüzden karınca varsa eğer, o karıncanın hep bir gayret içinde olduğu ve kanatları olmadığı için, istediği yere uçamayıp, istediğini elde edemeyebileceğine dair inancınız hep olmalı. Herkesin kanatları olana kadar bu böyle olmalı. Yoksa uçmanın kibriyle asla karıncadan haberdar olmazsınız.

90’lı yıllar diyordum. Nerden aklıma geldi şimdi? O yıllarda dinlediğim bir kasetin YouTube platformuna yüklendiğini gördüm. Şarkıların bazılarını az biraz dinleyince, hayalen o günlere gittim. Teyp kasetleri vardı o zamanlar. Şimdilerde hatıra olarak bırakılanlar dışında pek yok piyasada. Fakat ben burada sık sık görüyorum. Kimi evlerde de hala o kasetlerden yığınla var. Benim evimde de vardı. Daha yakın zamanda elimden çıkardım.

“Tonla para döküp taksitle aldığımız o aletlerin teknoloji değişince nasıl da çöp olduğunu görünce insan şaşırıyor. Hâlbuki biz onlara para değil, ömür ödüyoruz. Ömrümüzden alıp onlara yatırıyoruz.”

Kasetler o yıllarda pek kullanışlı olmasa da bir önceki nesil olan plaktan daha iyiydi. Teybin kaset sarması çoğumuzun ilk tornavida tutuşuna vesile olması açısından bakılınca, teybin teknolojik aletler sınıfında bizim nesil için yeri başkadır. Saran kaseti teypten çıkarma, kimi zaman koparmak zorunda kalma ve kopan kısımlarını bant ile yapıştırmak maharet sayılırdı. En kötüsü plastik olan teyp tuşlarının kırılmasıydı. Ona bir türlü çare bulamadık. Bizim neslin yarasıdır o. En çok “play” tuşu kırıldığında sinir olurdum. Bir de sonraki teyplerde “record” tuşu olurdu. O tuş ne hikmetse bir türlü play tuşuyla birlikte basınca çalışmak bilmezdi. Sonra bazen yanlışlıkla play tuşuyla birlikte basılı kalıp güzelim kaseti sildiği de olurdu.

Bir de korsan kasetler vardı. Onlardaki en sık karşılaşılan problem, kapak resminin altında farklı içerikli kaset oluşuydu. Bazen de orijinali 60’lık olan kasetin 45’lik kasete çekilişi olurdu. En sevdiğiniz şarkının ya yarıda kesildiğini ya da kasette hiç olmadığına şahit olurdunuz. Bu da müzik seven için ayrı bir dramdı.

Ankara ve Ahmet Kaya

Sürekli olarak almaya çalıştığım kasetlerin başında olan Ahmet Kaya ile ilk tanışıklığım benim Ankara’dan memlekete dönerken oldu. Yaz aylarımı dershane parası toplamak için inşaatlarda işçi olarak geçirdikten sonra, yolda dinlemek üzere Ulus’taki korsan kasetçilerden aldığımız ve bir kasetle başladım dinlemeye. Aslında ben değil amcam almıştı kaseti ancak daha sonra ben kendi aldığım kasetten pişman oldum, keşke başka bir Ahmet Kaya kasetini de ben almış olsaydım dedim kendi kendime. Dosta düşmana karşıydı kasetin adı. Sonra bu kaset vesilesiyle yılın sanatçısını almıştı. Akabinde de meşum çatal bıçak olayı ve linç furyası başladı. Derken sürgün ve aramızdan ayrıldı.

Ezdirmem sana kendimi 

Gövdemi yakar giderim

Beddua etmem üzülme

Kafama sıkar giderim

Geçmiş zaman insan tam olarak anımsayamıyor detayları. Aradan bir zaman geçtikten sonra bir kasetçiyle tanıştım. Daha doğrusu babamın kasetlerini aldığı bir kasetçinin yeğeni vardı o bakıyordu dükkana. Onunla tanıştıktan sonra 90’lık kasetlere Ahmet Kaya kasetleri doldurtmaya başladım. Şarkılarım Dağlara, Resitaller, Dosta Düşmana Karşı, Ağlama Bebek vs.

İnsan müzikle şekillenir mi? Şekilleniyorsun tabi. Fikri altyapın oluşmuyor belki ama belli bir coşkuda kalıyorsun. Şeyh Bedrettin’i, Torlak Kemal’i düşünürken öte yandan Seyid Rıza’yı, Şeyh Said’i düşünüyorsun. Bu ipuçları birleşip seni bir yere doğru çekiyor. Resmi tarihin konfor alanından çıkıp çeşitli sıkıntılara düçar olsan da, hayattaki deneyimlerinin en heyecanlıları bunlar oluyor.

VHS, Atari ve Temiz Para

Tabii bir de VHS kasetlerden hiç bahsetmeyeyim. Video oynatıcının “kafa” dediğimiz dönen okuyucu kısmını temiz parayla temizlemeye çalışmaksa adettendi. Neden temiz para olduğunu hala anlamış değilim. Neden bir peçete ya da temiz bir bez değil de para? O da ayrı bir ilginçlikti. VHS kasetler, teyp kasetlerinin yanında bir de atari kasetleri vardı. Onunla da tanışmamız çok geç olmadı. Bir bakıma bizim için rahmet oldu. Atari salonlarına gidip elimiz titreye titreye para verip aldığımız jetonların birer birer başka çocuklar tarafından oyunun en heyecanlı yerinde “Bu zor yeri senin yerine geçeyim” sözüne kanılarak ziyan edilişini anımsamadan geçemeyeceğim. Benim hayatımın seyri atari salonunda değişti. Ondan hiç bahsetmemişimdir. Atari salonları benim için hayatımın en önemli yerindedir desem şaşırmayın. Ev kullanımı için tasarlanan atarilerin kasetleri, şimdiki masaüstü bilgisayarlarına takılan RAM’lerin bir benzeriydi. Oynaması bir yana, ha şimdi ha sonra bozulacak korkusu dertti yani.

Sonra bir gün onlar da kalktı ortadan. Neyse fikir tartışması ya da ideoloji tanımlaması yapma yeri değil burası. Bu kasetlerden bir müddet sonra üniversite hayatım başladı ve MP3 dönemine girdik hızla. Diskmenler Walkmenlerin yerini aldı ardından kısa bir süre sonra MP3 playerlar geldi. Biz o ara koptuk olaydan. Müzik bir yanda kaldı. Kitaplar aldı her yanı. Sel gibi geçip giden kitaplar.

“Kocaman bir hayatın ortasında, üstümüze üstümüze gelen sorumluluklarla çarpışırken bulduk kendimizi. Sonra aşklar ve yalnızlıklar başladı malumunuz.”

Bir de kayıp giden bir gençlikle yüz yüze gelip, yaşını bir türlü benimseyip kabullenememek kaldı. Olduğu yaşa yabancı bir insan olmak garip bir his. Böyle böyle ölüme hazırlanıyoruz işte. Ansızın gelen, beklenmedik ölümler müstesna, yabancılaşa yabancılaşa ölmek, dünyaya yirmili yaşlarından tutunmaya çalışan benim gibi birisi için zor. Bu nostaljik anları ölüm gerçeğinin soğuk yüzüyle buluşturmak iyi bir fikir değildir belki de, fakat kaçınılmaz olanla yüzleşmek daha bir sağlıklı geliyor bana.

Hülasatül hülasa, severdim Ahmet Kaya’yı anlayacağınız. Hâlâ çok severim. Onun öldüğü yaşın ne kadar erken olduğunu bu yıl anladım; kemal yaşına geldiğimden ötürü.

Sazla aramdaki kuvvetli bağın da belki bu yaşadıklarımdan kaynaklandığını düşünüyorum. Sınırları sürgün gibi geçerken sırtımda bir kolu kopmuş sırt çantası ve bir saz, o günlere dair çok şey anlattı bana.

Sevdiğinle sınanmak apayrı bir şey. Bir de sınanırken yarenlik etmenin hazzı var ki, sorma.

Sazım; sürgünlüğüm yolunda parçalanmış anılarımı porte yolu üzerine gelişigüzel dizen, hasretimi umuda perçinleyen telleriyle birlikte yüküm oldu.

Bu yükün üzerine bu sükûnet fazla biraz. Belki de buradan da yakın zamanda götürecek beni. Son satırlar olabilir bunlar.

Çocuktum Ben (Ahmet Kaya) Söz: Aydan Burhan – Müzik: Ahmet Kaya

Oynat

sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com