Yolluk Niyetine.

İstanbul’da yaşadığım yıllarda yukarıda ki görüntülere benzer yolda çektiğim görüntülerden bir kaç tanesi kalmıştı bilgisayarımda. Uzun bir süre, yalnız başıma kaldığım uzak bir köyde , geceleri lambaları söndürüp o görüntülere bakıp durdum. Sanki arabanın sürücü koltuğunda oturuyormuş gibi bir his oluştursun diyeydi bütün çabam. Özlem doluydum ve çok umutsuzdum. Beni olduğum yerden alıp, o görüntüleri…

ARTIK HİÇ BİR ŞEY ESKİSİ GİBİ DEĞİL/ CAHİT SITKI TARANCI

Artık hiç bir şey eskisi gibi değil.Ben de öyle.Çok dikkat etmiyorum uzun süredir kendime.Kılığıma kıyafetime…Çorapsız da basıyorum artık yere.Eskisi gibi de korkutmuyor beni ne grip ne nezle.Nane limonun iyi gelmediği daha büyük sıkıntılarım var herkes gibi benim de.Takılmıyorum artık şu her kış ve bahar şişen bademciklerime.Çok sıcak yada soğuk şeyler yiyip içmem, hepsi hepsi bir…

Elleriniz ve Yalana Dair (Nazım Hikmet)

ELLERİNİZE VE YALANA DAİR Bütün taşlar gibi vekarlı,hapiste söylenen bütün türküler gibi kederli,bütün yük hayvanları gibi battal,ağır ve aç çocukların dargın yüzlerine benziyen elleriniz.Arılar gibi hünerli hafif, sütlü memeler gibi yüklü,tabiat gibi cesurve dost yumuşaklıklarını haşin derilerinin altında gizliyen                                 …

Neden!

Kadınların, çocukların, el kadar bebeklerin bedenleri parçalanırken, Neden hiçbir insan evladının yüreği parçalanmıyor? Zalimsin koca dünya! Zalimsin! insan olmayan insan evladı.

Bu Şehrin Çocukları ve İthaf

Bu şehrin mahzenleriİrin kokar, kan kokar.Şehrin mahzenlerinde,Cinayet var, ölüm var. Anne girmem bu oyuncak dükkanınaOrda toplar, tayyareler, tanklar var. Seviyorum soğut dalı atımıTekme atmaz, ısırmaz.Ben yaşamak istiyorum,Bir ağac gibi,Serile serpile, boylu boyumca.Karınca kararınca değil ama. Anne girmem bu oyuncak dükkanınaOrda toplar, tayyareler, tanklar var. Cahit Irgat – Bu Şehrin Çocukları ve İthaf

Çağlalar 2

Size daha önce çağlalar dan bahsetmiştim hatırlarsanız.O, bizi kendimizden geçiren çağlaların tuttuğu kayısı ağaçlarının, dört tane olduğundan hani. O dört ağaçtan geriye şimdi; dallarının bir çoğu kurumuş,gövdesinde meydana gelen çürüklerin kendisini iyice belli ettiği ve yorgunluğu her halinden anlaşılan; üç tanesi kalmış. Bir tanesine ne olduğunu söylemiş miydim? Hatırlamıyorum. O yüzden müsaadenizle tekrar anlatayım. Bizim…

Gurbette Ömrüm geçecek

Zamanın nasıl hızlı geçtiğini anlamak için tarih aralığı hesaplama sayfasına bir göz attım. Bir kaç tarih yazdım veo tarihten bugüne kadar ne kadar zaman geçtiğini hesapladım. Yıpranmakta pek haksız değilmiş bedenim. …dan itibaren 3 yıl 2 ay 3 gün Bilmem ne olalı  2 yıl 6 ay 15 gün Sonra bilmem ne olalı 1 yıl 7…

Kızım

“Ahsen!” Güzel Kızım! Bundan böyle Sen yaşadıkça , Ben yaşlandıkça Tüm şiirler, tüm şarkılar sana…

Nazım Hikmet Ran – Gecenin Saat Biri.

Masanın örtüsü mavi basma, üstünde yalansız, güler yüzlü, cesur kitaplarımız durur. Esirlikten dönmüşüm anacığım; kendi memleketimde düşman kalesinde. Gecenin saat biri; lambayı söndürmedik. Yanımda karım yatar; karım beş aylık gebeliğinde; etim etine değende, elimi karnına koyanda bebek kıpır kıpır kıpırdar. Dalda yaprak, suda balık, rahimde insan yavrusu; yavrum. Yavrumun pembe yünden zıbını; anası ördü. Bedeni…

Selma Ve Gölgesi (Peyami Safa)

Peyami Safa’yı daha çok Dokuzuncu Hariciye Koğuşu isimli kitabıyla biliriz. Hastane Önünde incir ağacı şarkısını herkesin bildiği bir ülkede, hastahane deki odasında bacağı kesilmek üzere olan bir çocuğun dramı tabi ki gözden kaçmayacak bir detay olarak görülebilir. Yada artık klasiklerden sayılan ve okunması uzun sürmeyen ince bir kitap olduğundan dolayı da bu bilinirliği izah edebiliriz.Pekala…