Yazar Muallim Naci, Ömerin çocukluğu’diye yazdığı kitapta, kendi çocukluğunun sekiz yaşına kadar olan kısmını anlatmış. Ne zamandır seslendirmesini yapmaya çalıştığım kitapta eskiye dair derin bir özlem duyduğumu söylesem yalan söylemiş olmam herhalde. Derin insani ilişkiler ve sosyal hayatın canlılığı özlem duyduğum konuların başında geliyor. Zamanın ruhu diyoruz ya hani, o ruh şu demek; kendi içimizden parçaları nerede görsek kendimizi o zamanın ruhundan kopmuş da başka bir zamana yolculuk yapmış gibi hissetiğimizin tanımıdır. Birde kitap herkese kendi çocukluğunda yaşadıklarından hatırladıklarını kaleme alma hissiyatı veriyor bir bakıma. Yazı üslubu son derece akıcı. Bu üslupla çocukken oynadığınız yakan top oyununu bile yazsa bir yazar, onu da keyifle okurum. Mesele birazda kendin olmakta. Çocukluğunu yazıyorsan o çocuk, gençliğini yazıyorsan o genç, aşkını yazıyorsan da, o an, o aşık olmakta birazda.

Neyse işte, neler var kitapta diye az biraz malumat vereyim belki ilginizi celb eder. Küçük bir çocuğun çevresinde kimler olabilecekse onlar var bahiste. Mahallesindeki sokak köpeğinin saldırması üzerine yaşadığı korku, eve alınan yavru keçi ile evin bahçesinde geçirilen keyifli zamanlar, hyer çocuk gibi oynarken düşüp yaralanması, babasıyla birlikte ders çalıştığı kıymetli saatler, mektepte falakaya yatıran Hoca Efendi’den duyduğu korku ve karanlıktan duyduğu rahatsızlık , bilmediği bir yerde kaybolduğunda duyduğu çaresizlik..Kısacık bir anı defteri gibi. İnsanı alıp götürüyor. Nasıl bittiğini anlamıyor insan. Çok fazla alıntı yapmak istemiyordum ama hoşuma giden yerlerden hayat dersi niteliğindeki kısımlara bir dokunuş yapayım istedim mazur görün. Öte yandan okuma imkanı olmayanlar içinde sesli kitap halinin linkini aşağı bırakıyorum.

Sağlıcakla.

Alıntılar:

“Bu hatıraları niçin yazdığımı sorsalar belki de hiçbir cevap vermeye lüzum görmem. Arzu ettim, yazdım. Diyelim ki bu da bir nevi çocukluktur.”

“Ey ölüm ve hayat yaratıcısı! Hakikaten o hazin ağlayışlarımıza mı merhamet ettin de bizi sonradan da bunca lütfuna layık gördün? Bizim yüce makamında kabul olacak nemiz var?”

“Bir felaketzedeyi en fazla, teselli eden ağlatır.”

“Bir damla gözyaşı, ebedi saadetin vesilesi olabilir.”

“Dünyada kimseye muhtaç olmamak kadar mutluluk olamayacağına inandığından işleriyle meşgul olmayı pek sever.”

“Ah, insan böyle gafil olmasa da daima herkese iyilik etse ne kadar kazanacak!”

Ya hâliye’l-bâl, kad belbelet bi’l-bilbâlî bâl. (Ey gönlü aşk derdinden uzak kişi, gönlümü aşka salıp allak bullak ettin.)

“İhtimal ki o adam vefat etmiştir, fakat iyiliği benim gönlümde yaşıyor.”

“Böyle adamlara “baba dostu” derler. Babaları vefat etmiş oğullar, bunları garip ve hazin bir hisle severler. Manevi amca bilirler.”

İnsan değil misin? Yüreğin köpek yüreği midir? O senin nazarında belki köpek yavrusu kadar önemi olmayan çocuğun bir gün olup da seni yargılanacağını düşünecek kadar da mı beynin yok?

“Sana bağlanmanın en büyük vasıtası, yine senin yüce kudretine karşı gösterilen büyük acizlikmiş!..”

İyi adamın ölümüne herkes acır. Değerli sayılmaz mı o insan, ki yokluğu, aynı dinden olmayanları bile üzer?

Sesli Kitap : Muallim Naci – Ömerin Çocukluğu

Oynat


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com