Birisinin şöyle söylediğini anımsıyorum:
“Türkiye, Allah tarafından yapılan şeylerin muhteşem olduğu, insan tarafından yapılan şeylerin ise berbat olduğu bir ülke.” Katılmıyorum desem yalan olur. Zira her deprem sonrası bu fikrim pekişiyor. Yine de ülkeme dair umutlarımı diri tutmaya çalışıyorum; ne kadar güç olsa da.
Evet, bir kere daha “Geçmiş olsun sevgilim, ülkem.” yazmak çok zor gerçekten. Bazen olana, bazen olmasından korktuğunuz, teğet geçene, bu yüzden boğaza neredeyse bir düğüm atılmış hissi verene dair oluyor bu tedirgin söz. Korkularımızın sınırı sevdiklerimizi kaybetmekle sınırlanıyor, düşünün ne kadar büyük bir korku bu.
Her deprem haberiyle yeniden sarsılıyor yüreğimiz. Daha birkaç yıl önce olanları anınca sarsılmamak, ürpermemek, dehşet içinde kalmamak ne mümkün? Resmî rakamların ürkütücülüğünün yanında, resmî olmayan ama tahmin edilen korkunç boyutlar yürekleri dağlıyor. Mahşer mi mahşer bir manzara hâlâ gözlerimizin önünde.
Fakat insan hatalarından ya da açgözlülüğünden kaynaklı toplu ölümler bir türlü bitmiyor. İdarecilerin kafasının içinde bir PUBG oyunu oynanıyormuş hissi var herhâlde diye düşünüyorum artık. İhmalleri, işgüzarlıkları, aymazlıkları bu faciaları tetiklemeye devam ediyor.
Dernek, federasyon, meslek örgütleri derken Türkiye’de toplam 123.000 civarında başkan varmış. 123.000 sorumluluk sahibi insan… Onca olay olduktan sonra bunlardan bir tane bile ne istifa eden var, ne de sorumluluk hissi duyan. Ölen, sakat kalan, dul, yetim, öksüz ve perişan olan milyonlarca insana oluyor ne oluyorsa.
Politik konular değil bunlar; bizzat hayatın kendisi. Ama sevdiklerimi, değer verdiklerimi kaybetme korkusu yüreğimi yerinden söküyor adeta. Bu nedenle az da olsa politik görünen bu yazıdaki birkaç cümle için kendimden ve muhataplardan özür diliyorum; zira bu sayfa benim için politika üstü. Kirletmemek boynuma borç.
Tekrar geçmiş olsun. Sağlıcakla.
Müzik: Heba Olan Dünler
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.