
Disiplinli olmak, zihinsel olarak insanı güçlü kılar. Hayatımızdaki birçok şeyin iyi ya da kötü gitmesinin dışında, başarının önemli ölçütlerinden biri de planlı ve disiplinli ilerleyebilmektir. Benim en büyük problemimin disiplin olduğunu hep biliyordum ve bundan ne kadar muzdarip olduğumu da söz açılınca hep ifade ederim. Çünkü sıkılan, usanan birisiyim. Yeterince motivasyonum yoksa bende disiplinden eser göremezsiniz. Neyse, o konu ayrı.
Geçenlerde uzun zamandır düşündüğüm bir konuya dair yeni bir karar aldım: 180 gün, yani 6 ay boyunca, her gün 100 sayfa kitap okumak. Üstelik okuduklarımı bir şekilde paylaşma fikri de geldi aklıma. Belki bana katılmak isteyen olur diye buraya da yazma gereği hissettim. Başlayalı 4 gün oldu.
Günde 100 sayfa… Aslında kulağa çok geliyor şu sıralar, ancak öyle değil. Elinizdeki telefon ekranlarında kaç saatin beyhude uçup gittiğini bir kontrol ederseniz ne demek istediğimi anlarsınız. Buradan “telefon ekranlarını kötüleme” klişesine girmeyeceğim; zira bu şekilde telefon kullanmak artık bir hayat tarzına dönüştü. Ben sadece kendimize odaklanmamız gerektiğini düşündüğüm için bu örneği verdim.
Öte yandan, henüz akıllı telefonlar icat edilmemişken çoğu insanın elinde kitap görürdünüz. Yani, kitap okuma hafızasında hâlâ yeri olanlardan bahsediyorum. Bu, daha önce yaptığımız bir şeydi. 100 sayfa her yerde okunabilir: trende, vapurda, otobüste… Hayatın herhangi bir diliminde, boşa akıp giden zaman yerine sayfalar çevrilebilir.
Şöyle düşündüm: günde 100 sayfa, 180 gün sonunda iyi bir yekûn eder. 18.000 sayfa… Ve bu 18.000 sayfa beni bugün olduğumdan farklı biri yapabilir. Belki daha sabırlı, daha odaklı, belki de dünyaya daha geniş bir pencereden bakan biri. İşte bu yüzden yola çıktım.
Ayrıca bu 180 günün sonunda elimde sadece okunmuş kitaplar olmayacak; notlarım, altını çizdiğim cümleler, belki de bazı satırlarda saklı küçük hayat dersleri olacak. Bunları ara ara podcast olarak paylaşmayı da düşünüyorum, vaktim olursa. Böylece bu yolculuk sadece benim değil, dinleyen herkesin hayatına küçük dokunuşlar yapabilir.
Okunmayı bekleyen onca kitap var. Belki siz de seçtiklerinizle kendi 180 gününüzü başlatırsınız. Belki sizin sayfalarınız ve notlarınız, başka hayatlara dokunur, başka kapılar aralar. Bazen bir kitap, insanın yolculuğuna bambaşka bir anlam katar. Ve o anlamı, yolculuğunuzun bu bölümünde çevirdiğiniz ilk sayfayla bulursunuz.
Bu yolculuğun ilk durağında, ilk üç kitabımla ilgili notlarımı da yakında paylaşacağım sizlerle. Maksim Gorki – Benim Üniversitelerim, Tolstoy – Efendi ile Uşağı ve Francis Bacon – Atlantis…Bugün ise Albert Camus – Veba ile devam ediyorum. Bu kitaplar arasında çok ilginç bir bağ var benim açımdan ve bunu şu son satırları yazarken fark ettim. Bir sonraki yazıda toparlayabilirsem zihnimi, sizlere ifade etmeye çalışırım. Zira her biri farklı bir dünyanın kapısını aralıyor; satır aralarında sadece hikâyeler değil, yolculuğun kendisi de büyüyor.
Ne duruyoruz öyleyse? Başlasak ya.
Müzik : Suavi – Ben Bir Tek Kadın Sevdim
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.