
Bugünlerde herkes anlaşılamamaktan şikâyet ediyor.
Kimisi eşinden, kimisi iş arkadaşlarından, kimisi aile dostlarından ya da çevresindeki herhangi birinden… En yaygın olanı ise çocuklarından şikâyet edenler.
“Nasıl oluyor da bu kadar açık ve net konuştuğum hâlde, kendimi anlatmak için en fasih ve sarih ifadeleri kullandığım hâlde beni anlamıyorlar?” diyor insanlar.
Sırf bu yüzden, kendilerini dinleyecek insanları arıyorlar. Bulabilenler çok yakın dostlarına açıyorlar içlerini; bulamayanlarsa soluğu psikologlarda alıyor.
İyi de ne oldu bize?
Kelimeler mi yetmez oldu, yoksa duygular mı?
Belki de hassasiyetlerimizi yitirdik. Güzel hasletlerimizi, sahip olma ve hükmetme duygularımıza kaptırdık.
Anlaşılmak için birilerinin sizi dinlemesi lazım. Ama kimse kimseyi dinlemiyor artık. Herkes daha çok konuşma derdinde:
Arabasını, işini, eşini, yediğini, pişirdiğini, kedisini, kuşunu, köpeğini, balığını… Liste uzayıp gidiyor.
Herkes, birbirinin hayatına o kadar çok vakıf ki!
Bu da apayrı bir konu…
Herkes, kendisiyle ilgili her şeyin resimlenebilir olanını sosyal medya hesaplarında, hikâyelerinde paylaşıyor.
O kadar çok “gösterme” meraklısı olduk ki, sormayın gitsin.
Birbirimiz hakkında merak edecek şeyimiz bile kalmadı.
Peki madem öyle, bu kadar açık seçik olduğumuz hâlde hâlâ neden birbirimizi anlamıyoruz?
Bu, sadece anlayışsızlıkla mı ilgili acaba?
Mesela şöyle bir şey olmuş olamaz mı?
Birbirimizle ilgili merak ettiğimiz bir şey kalmamış olabilir mi?
Birbirimizin tüm düşüncelerini, tepkilerini, reaksiyonlarını ve beğenilerini biliyoruz.
Gizemin dayanılmaz cazibesini bir yana atıp,sürekli bir “bir şey paylaşma marazı”na tutulmuşuz.
“Aman bunu da paylaşayım. Aman şunu da şuna göndereyim. Bak bu şuna benziyor, bunu ona göndereyim.”
Zaman zaman, paylaşılan şeyler üzerinden birbirini hedef alma var bir de.
Gizlice takipleşmeler, fake hesaplar vs…
İyice delirdik.
Dinlemiyoruz dediğim de bu işte:
Sürekli konuşuyoruz bir şekilde.
Araçlarla, videolarla, caps ve resimlerle.
Çıldırdık gerçekten.
Bu konuya sosyal bilimciler eğilecek de meseleleri çözecekler…
Zor işler bunlar.
Ama “anlaşılamamak” konusunda hâlâ aynı yerdeyiz.
Hiç anlaşılamayacağız belki.
Ben anlaşılıyor muyum?
Bilmem.
Umurumda mı? Asla. Zira birşey paylaşmamayı düstur edindim kendime. Kimsenin hayatını merak edinmemekte cabası.
Sırf bu yüzden kişisel instagram hesabımda sürekli birşeyler paylaşanları sessize aldım. “Az susun başım şişti” kabilinden.
Bir de anlaşılıp anlaşımamak neden umrumda değil onu diyeyim. Aslında Offside’a düşmedin mi, anlaşılma derdin de olmuyor.
Offside nedir?
Oyunda kural dışı hareket diyorlar.
Gole giderken, yani amaca yönelmişken, bulunmaman gereken yerde bulunmak demek.
Doğrusu da bu değil mi zaten?
Doğru zamanda, doğru yerde olacaksın.
Bırak gerisini. Bir süre yanlış yerde durdum ben. Uzunca bir süre. Yakınında insanların. Sonra baktım ki yakında durmak fevkalade sıkıntılı bir durum. Gürültüden, kokuya kadar herşeye maruz kalıyorsun. Mesafe iyidir yani. Sessizlik, dinginlik bir bakıma uzaklıktadır.
Anlaşılamamak değil sadece mesele yani. Yakında olup maruz kalmakta bir bakıma sorun.
Yanlış zamanda, yanlış yerde bulunmamak gibi bir şey, asıl düzenleyici olan.
Kafa ütüledim, affınıza sığınarak.
Eksik kalan taslakları tamamlıyorum bugünlerde.
Bana gelen ani bir “iş bitirme” dürtüsü var.
Hazır siteyi de toparlamışken, biraz yazı yayınlayayım dedim.
Elimi tutan da yok.
Yardır gitsin.
Sağlıcakla.
Müzik :Sezen Aksu – Gülümse (Konser)
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.