2013 yılında çektiğim resim . Aşiyan Mezarlığından

Bugün, yukarıda fotoğrafını gördüğünüz Aşiyan Mezarlığı’nda metfun olan Orhan Veli’nin Kitabe-i Seng-i Mezar şiirini, güzel konuşma ve yazma dersi hocamız bize ezberletmişti.”. “To be or not to be” (Olmak yada olmamak ) kısmı orada geçiyordu.

“Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duysalar öldüğünü alacaklılar
Haklarını helal ederler elbet.
Alacağına gelince…
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.

Sonra ki yıllarda öğrendim şairin bu satırlarda Hamlet’ in tiradına atıf yaptığını. Rahmetli Can Yücel’in çevirisini yaptığı kitapta bu kısım yani bu tirat o kadar etkili çevrilmemiş gibi geldi bana, ancak daha sonra ki çeviriler sanki bizim dilimize daha uygun düştüğü için biraz daha kabul görmüş gibi. Benim daha çok hoşuma gitti diyebilirim. Belki de bir sanatçının bunu canlandırış biçimi metnin gücünü arttırdı ve onu okuma kategorisinden alıp kanlı canlı bir insan duygu düşüncesine büründürünce daha etkili kıldı. Bir şiirin veya metnin gücüne onu hayata aktaran sanatçıda o nispette güç kadar.

Nadir Sarıbacak’tan bahsediyorum. Beş kardeş dizisinde Nazım karakterini canlandıran hani. Şu repliği hatırlarsınız belki, konuştuğu kadına cebinden bir Nazım Hikmet kitabı çıkarıp gösterdikten sonra “Kötü olan birisi cebinde Nazım Hikmet taşır mı hiç? ” diyerek kendisinin kötü biri olmadığını anlatmaya çalışıyordu hani. O replik bana şunu düşündürür zaman zaman, insan dilinde yada cebinde bir şiir taşıyabilir ama kalbinde taşımadığın ve yaşatmadığın şiirin bir anlamı var mı? Onca şarkı, şiir ve filmi hafızalarında taşıyan kötü insan var bu dünyada. Bu durumu değerlendirirken ve kıyas yaparken ben mi yanlış bakış açısıyla yaklaşıyorum ? Yoksa kötülük hali geçici bir hal mi? Belki de öyledir.

Yoksa tövbe kapısını her zaman açık bırakmazdı yaradan. Şöyle ki, mutlak kötülük hali zamana bağlı bir şey. Sürekli kötülük haline yoğunlaşma bir nevi iyilik yanlarını törpüleyip vicdan mekanizmasını köreltenler hariç mutlak manada kötü yada… neyse burası açık kalsın. Kendimi yada bir başka birisini iyilik yada kötülük terazisine koyacak donanımda birisi değilim. O bir mihenk ve onu tamamıyla masumiyetinden bahsedebileceğimiz insanlar yapmalı. “Orhan Veli, işin acı yanını da konunun özetini de şiirin devamında Süleyman Efendi’nin şahsında dile getirmiş.”

“Tüfeğini deppoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir ruzigar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısıyla:
“Ölüm Allah’ın emri,
“Ayrılık olmasaydı.”

“Tüm bunları Hamlet’in tiradına küçük bir taş koyup dikkatleri kendimize çekmek için yazdım. Yok yok ondan değil, bir rüyadan uyandığım ve etkisinde kaldığım için yazdım. Okumasanız da olurdu. Yoksa niyetim ne Hamlet’e kafa tutmak, ne de onun yazarına. Ancak Süleyman Efendi’nin kaderini hepimizin yaşayacağından hareketle küçük bir sorgulamaya tabi tuttum kendimi. Bir ayna tuttum elimde, kendime doğru çevirdim sonra. Fakat konuyu getirebildiğim yere kadar getirdikten sonra kendimde daha fazla cüret bulamadım. Biraz haddimi bilirim. Bu da herhalde yaşa bağlı, aşırılıklardan uzaklaşma duygusu. Yine de kendi hikayesinde insan en çok kendisini affedemiyor bazen… İşte bu yüzden soruyorum: Şiiri cebinde taşımak mı yeter, yoksa kalpte yaşatmak mı? Cevabı belki de zaman verir.”

Sağlıcakla.

“Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!
Düşüncemizin katlanması mı güzel
Zalim kaderin yumruklarına, oklarına
Yoksa diretip bela denizlerine karşı
Dur, yeter demesi mi?
Ölmek, uyumak sadece!
Düşünün ki uyumakla yalnız
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü.
Çünkü, o ölüm uykularından
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir felaketleri yaşanır yapan.
Yoksa kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine
Sevgisinin kepaze edilmesine
Kanunların bu kadar yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine
Kötülere kul olmasına iyi insanın
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa
O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
Ürkütmese yüreğini?
Bilmediğimiz belalara atılmaktansa
Çektiklerine razı etmese insanları?
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Yürekten gelenin doğal rengini.
Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar sırf bu yüzden
Yollarını değiştirip bu yüzden
Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.”

Nadir Sarıbacak : Hamlet Tiradı


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com