Kanada’da Bayram ve Babam

Bir bayram daha geldi ve geçiyor. Son 10 gündür herkeste bir bayram telaşı, birde hazırlık safhası vardı. Temizliği, alışverişi, yapılacak ziyaretlerin planlanması vs. Nihayet o gün geldi çattı. Herkes birbiriyle bayramlaştı, tatlılar yendi, çaylar içildi sonrada müsade istenilip kalkıldı. ikinci günde böyle devam edecek muhtemelen. Son gün ise artık biraz da kendimize zaman ayıralım moduna girecek insanlar.

Memleketimde üç aşağı beş yukarı bayram böyle geçer. Yıllarca da öyle oldu. Gelelim bana. Bayram istediğim atmosferde seyretmiyor şimdilik. Çünkü ben bayram kutlamaya daha başlamadan ailem kutlamaya başlamıştı. Bayram sabahı olması gereken o zindelik yoktu üzerimde. Ailemi aradığımda burada saat gecenin 03.00 ını gösteriyordu. Yorgun argın bir vaziyette eve daha yeni gelmiştim. Hal hatır derken sabaha yakınlaştı saat. Aramam gerekenleri aradım. Kalanlar beni aradılar. Sonrasında traş olup uyumak durumunda kaldım.

Bu bayram ,benim yabancı bir ülkede geçirdiğim üçüncü bayramım. Son iki bayramım gerçekten buruk geçiyor. Bir önceki bayramda Amerika’daydım. Daha önce de dışarda geçirdiğim bayramlar oldu, olmadı değil. Ancak bize ait şeyleri başka yerde yaşayamamak farklı bir his. Alışması zor oluyor.Hatta alışması demeyeyim de bu zor zorluğun üstesinden gelmek güç. Kelimeler düğümleniyor boğazınızda, yutkunamıyorsunuz bazı konulara daldığınızda.

Yaş ilerledikçe insan daha bir bağlanıyor ailesine. Fiziksel olarak ihtiyaç duymasan bile varlığı bir başka güç veriyor. Bende ki bu bağlılığın babadan taraf olan yanından biraz bahsedeyim. Anne papatya, baba da ceviz ağacıdır demiştim ya hani; hakikaten öyle. Yaprakları geniş, meyvesi aklımı dolduran, heybeti ise ruhumu dolduran bir varlık abidesidir babam. Döndüğüm yerde ne zaman ihtiyacım olsa babam oradadır. Her baba öyle midir bilmiyorum. Belki de her baba evladı için öyle olmak istiyordur ancak şartları müsait değildir. Bilmiyorum. Ayrı bir muhabbetimiz vardır babamla. Diğer çocuklarından ayrı olarak. Belki de her çocuğunun öyle hissetmesini sağlayacak kadar kişiye özel davranış geliştirmiş de olabilir. Baba bu ne yaptığını anlamak için biraz da baba olmak gerek sanırım. Bunlar söz arasındaki varsayımlar. Çok da önemi yok. Önemli olan bana olan sevgisini ne kadar hissettirdiği. Zaman zaman takıştığımız olmuştur hatta bu takışmayı abarttığımız zamanlarda olmuştur. Bunu hayatın olağan akışı içerisinde makul birşey olarak görmek gerek. İleride baba olacaklara da, çocukları ile takışmaları, çatışmaları çok da önemsememelerini tavsiye ederim. Orta yaş krizleri bana gelmek üzereyken nihai nokta olarak geldiğimiz bu noktada, babamla ilişkimiz hasret çeken sevgililer kıvamında.

Bir kaç günde bir aramaya gayret ediyorum. Çok konuşulacak konumuz yok diye düşünüyor olabilirsiniz ama öyle değil. Babam o yaşına rağmen bağı bahçeyi bana her gün anlatmaktan kendisini alamıyor. Zaman zaman resimler yolluyor. Sorduğum şeyleri anlatırken öyle bir mutluluk havasına giriyor ki; o ahengi yakalamak için, evlat ile babanın aralarındaki aşılmaz gibi görünen heybeti, küçük bir çocuk sadeliğine indirgemesi gerek. Oda öyle yapıyor zaten. Ben onun hala küçük çocuğuyum o hala benim kocaman babam. Allah geçinden versin. Düşünüyorum bazen, Anne yada babanın yokluğu büyük bir felaket . Bu felaket biz büyüdükçe yaklaşıyor. Son kez göremeyecek olma duygusu gelip zihnimin bir kenarına oturunca , ne bayram ne hayat hiç bir tat vermiyor. Anne yada babası olmayınca , asıl o zaman çocuklar büyürmüş diyorlar. Daha fazla büyümek istemiyorum. Neyse,siz takmayın böyle kötü şeyleri kafanıza. Bu yazı, dilek ve temennilerle bitsin.

Anne, babanızı çok sevin. Onları mutlu etmek için çırpının. Mutlu olun, mutlu edin. Mutlu bayramlar…