Filmlerdeki hikayelerle kendi hikayemiz ne kadar çok çakışıyorsa ve ne derece izdüşümünü kendi hayatlarımızda görüyorsak o derece filme hayran kalır öyle de benimseriz.Benim için bazı filmlerin bu anlamda yeri başkadır. Hadi bir film ismi söyle dendiğinde ilk aklıma gelenlerin başında Eşkiya, Tatar Ramazan, V for Vendetta, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak ve Before gelir. Her biriyle ilgili dakikalarca konuşabilirim ve ne zaman karşıma çıksalar tekrar izleyebilirim bu filmleri.
Eşkiyaya dair hiç unutmadığım sahnelerin başında aşağıda yazdığım diyaloğun olduğu sahne gelir.
Yıllar sonra karşılaşan Baran ve Keje arasında geçer bu diyalog.
Daha ne kadar yaşarım bilmiyem .Ama son nefesimi vermeden senden vazgeçmem. Her şeye rağmen bir gün, bir gün çıkıp gelebilirim Keje…
-Ben susarım Baran. Sen dönene kadar...
Zaman zaman açıp bakarım bu sahneye. Yavuz Turgul’un yazdığı ve hala efsane senaryolar olarak nitelendirebileceğimiz senaryolar içerisindeki en etkileyici ve en vurucu sahnedir.
Berfo’nun sahnelerini de es geçmek olmaz. Filmin ana karakteri Baran iyi, kötücül karakteri ise Berfo’dur.
Berfo, arkadaşı Baran’ın sevdalısı Keje’ye aşık olur ve bu uğurda en yakın arkadaşı Baran’ı ihbar eder. Sonra da çaldığı paralarla Keje’yi babasından tabiri caizse satın alır. Keje bu zoraki evlilik sürecince, uzun yıllar tek kelime etmez. Berfo’nun ona ettiği işkencelere gık bile demez. Ama Berfo yine de aşkından vazgeçip Keje’yi bırakmaz.
Berfo ve Baran karşılaştıklarında ise Berfo Keje’yi en çok kimin hak ettiğinden dem vururken, onun uğruna yaptığı kötülükleri küçümser. Hayatının son cümleleri olan şu cümleleri içimde yer etmiştir.
” …Çocuğun ölümünün ne önemi var. Keje’yi alıp gitseydin aşkın için birşey yapacaktın. Ama sen Keje’yi bir insan hayatına feda ettin. SEvdiğin kadını kıytırık bir herifin hayatı için harcadın gitti. Halbuki o kadın seni bir ömür boyu bekledi. Hayatın sevda karşısında ne önemi var?
–Baran ise ona şu yanıtı verir:
“Doğru. Sevdanın karşısında ne önemi var hayatın?”
Berfo kötü adamdır ama oda bir sevda adamıdır. Arkadaşının sevdiğini elinden alma kötülüğünü bile umursamaz Berfo. Bu yüzden aşkı ve sevdayı anlamak istiyorsak Baran’a bakarken Berfo’yu es geçemeyiz. Onunda hakkını vermemiz gerek. Her ne kadar ihanet onun için çocukluktan beri deneyimleye deneyimleye sıradan bir hale gelmişse de, Keje faktörü o ihanetleri mazur göstermeyecek olsa da, son tahlilde aşkın insanı nerelere kadar götürebileceği konusunda bir fikir verebiliyor. Bu yüzden Berfo masum değil ama sevdalı sayılabilir kötü bir insan olsada.
Azıcıkta Eşkiya’yı deneyimlerime dayanarak sinematoğrafik açıdan değerlendireyim istiyorum.
Müzikler, ses tasarımı ve görsel kompozisyon gibi dikkat çekici olan unsurlar, o dönemin, yani yeşilçamın üretim açısında tam da tıkandığı dönemin şartlarına ve koşullarına göre kusursuz olduğunu düşünüyorum. Özelikle doğuda çekilen sahnelerde geniş açılı kamera kullanımı ve bunun yanında baştan sona tarihi mekanlarla senaryodaki temanın birbiriyle uyumu sanatsal zevk açısından beni mest ediyor.
Kırılası ellerin katlettiği Hasankeyf’in, henüz sular altında kalmadan önce görüntüleri ile değilde bir hikaye ve yaşanmışlıkla izleyicinin önüne serilmiş olmasıda sanatsal zevki katlıyor. Öte yandan İstabuldaki çekimlerde yine mekanların daha çok tarihi ve kültürel mekanlar olması, bunun yanında suçluların dünyasınında aynı mekanlardan ibaret olması, dün ile bugünün, yani geçmiş ile bugünün suç ve günah dünyasının tarihin bir yerlerinde çakışmış olmasını andırıyor.
Ayrıca ışık kullanımının da çok başarılı olduğunu söyleyebilirim. Berfo ile Eşkiyanın buluşma sahneleri ve Kejenin Eşkiya ile olan sahnelerinde iç mekanda ışığın kullanımı çok muazzamdır. Adeta insanların içindeki karanlık ve aydınlığı, duruma ve diyaloğa göre karakterlerin yüzlerine doğru bir şekilde aksettirmiş.
Duygusal derinliği ve görsel zenginlik açısından anadolu sinemasında bir dönüm noktası oluşturduğunu başka kelimelerle anlattım nitekim.
Arasıra tıkanınca hakkında yazılacak o kadar şey varken neden yazmadım şimdiye kadar dediğim çok şey var. Eşkiya da bunlardan birisiydi. Nihayet kırık dökük bile olsa birkaç kelam edebildim.
Sağlıcakla.
Müzik : Kemal Zinar – Xalxalok (Kelebek)
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.