
“Sonbaharda kırlarda dolaşmanın en güzel yanı nedir?” diye soracak olursanız, hiç farketmediğiniz doğa olaylarına şahitlik etmektir derim. Bir yaprağın sararıp sonrada dalından nasıl kopup düştüğünü, ilkin nereden başlayarak sararıp solduğunu, sonra giderek dala tutunan kısmının nasılda zayıfladığını, ardından hiç mecali kalmayan yaprağı dalla birlikte tutan sap kısmının kendisini hangi anda salıvererek toprakla buluşmaya karar verdiğini görebilmektir mesela. Yada karıncaların kışa ramak kala yuvalarına koşa koşa sonbaharın son yiyeceklerini nasıl taşıdıklarını, buldukları böcekleri canhıraş bir şekilde çekiştire çekiştire yiyecek depolarına doğru nasıl sürüklediklerini farketmektir. Yaşam telaşıdır bir yerde sonbahar.
Arıların balla doldurdukları peteklerini sırlama zamanı geldiğinde bir yandan onları bu işi yaparken izlemek, diğer yandan kovanların iç kısımlarından girecek rüzgara ve soğuğa karşı nasıl da balmumuyla yuvayı izole ettiklerine şahit olmakta ayrı bir lezzetlidir. Sonbaharın dışında, bahar mevsimi yaklaşınca havaların hafif bir ısınmasına aldanıp erkenden yuvadan çıkan bu meteoroloji ve hesap dehası hayvancıkların telef olmasının nasılda akıldan uzak bir hareket olduğu gerçeğiyle yüzleşmekte hayatla ölüm arasındaki çizginin bilgiden ve sezgiden ibaret değilde, takdirden olduğunu anlamaksa hüzünlü, bir o kadar da ibretamizdir.
Bir hüzün topağı olarak gönlümüze düşen ayrılıkların neden göçmen kuşlarla özdeşleştiğini insan çevredeki göllerde yaban kazlarının size hissettirmeden azaldığını farkedince daha iyi anlıyor. Yaz boyu o mini minnacık yavruların büyüyüp uçmaya başladıklarını etraftaki sürüde hiç yavru kalmadığını anlayınca bir nebze şaşırsada insan, o şaşkınlık yerini yalnızlık duygusuna çok çabuk bırakıyor. Bu yüzden yavruların anneleriyle göl kenarında duruşu bile bir bakıma hüzünlüdür. Tıpku resimdeki gibi.

Tüm bu olaylardan bir ders çıkarmak hayatın sırrına vukufiyet değildir de ona alışmak, onu kanıksamak sayılabilir bir bakıma. Tabiat ölüyor mu yoksa yeniden dirilişe geçmek üzere kendisini derleyip toparlıyor mu? Hangisi daha makul geliyor akla? Ölmek bir yerde yeniden dirilmeyi mi müjdeliyor? Karıncalar metrelerce karın altınca ölmeden bir sonraki seneye çıkacaklarını nasıl biliyorlar acaba? Böylesi bir soğuğu atlatma konusunda insan ırkı bile bazen aklına rağmen şüpheye düşebiliyor. Kaldı ki her yıl yüzlerce insan evrenin sırrını çözmeye aday beyinleri olduğu halde soğuktan donarak ölebiliyorlar. Bir hesap hatası mı yapıyorlar acaba yoksa karıncalara göre insan yeterince akıllı bir canlı mı değil? Şüphesiz böyle bir kıyas için yeterli bir örnek değil bu ancak akla geldiğinde bir cevap hak eden sorulardan olabilir. Ya arılar? Kışın ortasında hava biraz ısınacak olsa iklime aldanıp kendilerini dışarı atıyorlar ve ardı ardına koca koca kolonileri ile beraber telef oluyorlar.
Sonbahar diyordum, evet ,sonbahar. Kıştan bahsetmek için erken. Ona daha zaman var. Dünyamızın kendisi koca bir sonbahardan mı ibaret acaba? Yaşayan canlıların her birinin kendi sonbaharını yaşarken, başka canlıların sonbaharını (ön)-göremediği kişiye özgü bir sonbahar alanı mı acaba?
Galiba topu topu birkaç yıl bu döngüyü anımsatan düşüncelerden uzak yaşamışımdır. Bu düşüncelerden azade yaşadığım zamanlar hayatımın bir dönemindeki çok mutlu zamanlarıma tesadüf eder. Sonra yine bir Eylül ayı kırıp geçirir…
Sonhabara girmeye birkaç gün var. İçimde yaşayan sonbaharı o günlere denk getirmem sıradan olacağından, bir iki gün erken geldim ben. Fesleğenimin birdenbire çökmesiyle hüzün sarmalına girdiğimden olacak. Havalarda pek serindi son birkaç gündür. Dün hava döndü eski sıcaklığına ancak ben önceki günde kaldım. Fesleğende. O solgun bakışta.
Fesleğenime kısa bir veda ile bitireyim.
“Bir yıl sonra görüşene dek hoşçakal Fesleğen. Yaşam döngümün esrarı bende sevgilisi. Sonbahara her kavuştuğumuz yıl, ben yasını değil, aşkını tutacağım. Korkma mevsimlerin alaycı tutumlarından. Sen benimle bir sonsuzluk arefesi sayılacak şu yaşamın her anında yaşayacaksın. Bu yürek toprağın, bu aşk güneşin olacak. Nasılsa bir ömürlük misafir olduğumuz şu dünya toprağında bir gün mutlaka buluşacağız sevgilim. O gün mülteciliğimin son günü olacak. Üzerimden attığım bu yükle beraber omuzlarım hafifledikçe seni daha kolay taşıyacağım.“
Penaber: Mülteci
Müzik : Mem Ararat -*Penaber
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.