Bir Kervancı Geçer Gecemden
Bir kervancı geçer gecemin karanlığından Hüznümü yırtar bir sessiz harf Sırlanmamış peteğin içinden bir damlar Bazense yorgun bir seyyahın abasına sinmiş emek Kılıç yarası gibidir kimi günler Derin; acılı, ıslak…
Bir kervancı geçer gecemin karanlığından Hüznümü yırtar bir sessiz harf Sırlanmamış peteğin içinden bir damlar Bazense yorgun bir seyyahın abasına sinmiş emek Kılıç yarası gibidir kimi günler Derin; acılı, ıslak…
Ben bu korkuyla nasıl yaşayacağım şimdi? Hayat bana bir şans daha verecek mi, seni son kez görebileyim diye? Bilmem, belki verir… belki de vermez. Ama varlığının bilinciyle yaşamak kadar güzel…
Korku dağlarını aşalı çok oldu Ürkütücü değil hiçbir karanlık Yokluğunu tasavvurdan başka Geçmiş olsun , sevgilim ,ülkem.
Eski telefonlarınızı atıyor musunuz? Atmıyorsanız onlara ne olduğunu hiç düşündünüz mü? Yenisi çıktıktan sonra birilerine verdiğimiz telefonlar müstesna diğerleri çekmecelerde kalıyor bir müddet ama daha sonra onlarda evi temizledikten sonra…
Uzun zaman oldu bu kelimeyi yazmayalı. Bir zamanlar yazmaya çalıştığım ve hala yarım olarak dökümanlarım arasında duran hikayenin kadın karakterine taktığım isimdi “Cemre” . Bilmem tamamlamaya ömrüm yeter mi? Hikayelerimiz…
Brüksel 2024 Başlık konusunda pek iyi değilim. Bunun nedeni ise muhtemelen konu seçmeden öylesine başladığımdan. Bu başlıkta yeni seçtiğim iki kurban kelimeden ibaret. “Nasıl başlarsan öyle devam edersin.” diyorlarya hani.…
Bazen tek kelime yetecek sanki; ağrıyan, kanayan, susayan , acıyan, sızlayan, ağlayan, anımsayan, vurulan, yorulan vs ne varsa; ne kadar sarsıcı duygu yada durum varsa hepsini anlatmaya. O an o…
Hayat uzun bir yürüyüş. Yolda kesilmemek için yeni bir çocukluk bulmak lazım. İbn-i Haldun Ekim ayının sonlarında yada kasım ayının ilk haftasında Avrupa’ya gitmeyi planlıyorum. Önceliğim aile ziyareti olacak. Arta…
Her gün dilimin ucuna binlerce kelime geliyor . Yok yok, hayır! Dilimin ucuna değil. Bilincimin köklerine saldırıyor. Bilincim kabul etmiyor bu saldırıları, direniyor . Sana olan bu kelimeler neden benim…
İnsan hak ettiğini mi yaşıyor ? Yaşadığını hak etmek için mi çabalıyor? Kaderi, hak ettiği mi dir yoksa , ettiği ,kaderinin mihenk noktasına mı denk geliyor ? Kula bela gelmez…
” Sana değmeden seni yazabilmek Bir koru avucunda tutup üşümek gibi.” Gün içinde aklımda en çok iki yada üç şey oluyor genelde . Bunlardan birisi hakkında yazacak konu düşünmek. Gerçi…
Üst üste gelen şeylerden hiç hazzetmiyorum. Olayların biri bitmeden diğeri başlayınca ister istemez “yeter artık” diyesim geliyor. Belki de bazı günler, günümüzde değilizdir. Öyle ya, kimi zamanlar vardır, insan o…
Bizim dilimizde birisi öldüğü zaman, onun öldüğünü haber vermek için birçok kelime kullanılabilir. Bu kelimeler, ölümün acısını hafifletmek açısından mıdır yoksa nezaketten midir bilmem, o ölümün soğuk yüzünü bir nevi…
Bu sese yaklaşıyorum git gide .Düşünsene yaratılan bir dünya var. Yani koca bir kainat. İnsan gözleriyle değil, devasa teleskoplarla bile temasa ettiğinde ucunu bucağını ne görebiliyor , ne kestirebiliyor. Öyle…
Bana kalan yarım ödevler silsilesidir bu. Biraz film, biraz kitap ve sonra yayınlanmamış yazılar manzumesi . Topluyordum , topladıkça yaşamımızda yer bulacağını sanıyordum . Oysa değilmiş. Herşey hayatta kalabilmek için…