
Bu sese yaklaşıyorum git gide .Düşünsene yaratılan bir dünya var. Yani koca bir kainat. İnsan gözleriyle değil, devasa teleskoplarla bile temasa ettiğinde ucunu bucağını ne görebiliyor , ne kestirebiliyor. Öyle büyük bir kainat ki, başka canlı var mı yok mu, onu bile binlerce yıldır keşfedebilmiş değil. Sadece üzerinde yaşadığımız dünya var ve onun içinde dahi henüz keşfedilmemiş yerler var. Keşfedilmemiş derken , derununa nüfuz edilmemiş . Üzerinden uçakla geçmekten bahsetmiyorum . Çok güzel bir dünya bu. Mavisi, yeşili, sahraları ile birlikte muazzam güzellikte. Ancak milyarlarca insan bunun farkında bile değil.
Geçenlerde kelli felli birisi,İstanbul’da yaşadığı halde deniz görmemiş milyonlarca insanın varlığından bahsediyordu. Hakikaten öyle mi? Öyleyse vahim . Zira İstanbul demek , bir yerde boğaz ve Marmara demektir . Adalara gitmemiş olmayı anlayabilirim de, deniz görmemek biraz nasıl desem… Trajik. Bu kelimeyi kullanmamın sebebi biraz hayatla ilgili . Çünkü denizi göremeyecek kadar ister yoğun çalışın , ister yaşam telaşına düşmüş olun, isterseniz de fukara olun. Her durumda trajedi demek durumun vehametini ifade etmek açısından yeterli gelecektir.
Ben şimdi bu satırları niye yazdım . Başlığa yazdığım cümleyle başlamasa da onun verdiği hissiyat yazdırdı. Gelelim ona . Şuan saat sabah 8 suları. Pasaport almak için sırada bekliyorum . Macerası neredeyse 8 yılı bulan bir sürecin sonunda. Yorulduğumu hissetmem bir yana düşüncesel anlamda bir kırılma da yaşıyorum . Neden buradayım diyorum . Neden böyle bir evraka ihtiyacım olmak zorunda . İnsan neden istediği zaman istediği yere gidemiyor . Kısacık bir hayatı bu şekilde israf etmenin mantığı oturmuyor kafama. Bu sistemi kimileri devlet ve düzen kavramlarıyla açıklamaya çalışsa , edilen hiçbir kelime içimdeki boşluğu doldurmuyor bir türlü. Pasaportsuz dilediğimizce geçebileceğimiz , görüp, seyran ettikten sonra ayrılacağımız kısacık bir dünya hayatı arzu etmem mantıksız mı? Elbette devletsizlikten , başıbozukluktan hoşnut olmam ancak , özgürlüğü elinden alınmış gizli bir kölelik sisteminde bilinçsizce hapsolmuş milyarlar olduğumuzu da teğet geçemiyorum .
Binbir gece masallarını okumuştum bir zamanlar . Beni buralara taşıyan bir paragraf vardı bir bölümde ve şöyle diyordu .”
Git kurtar kendini dostum! Kurtar canını tüm bağların zulmünden! Ve bırak evleri, onları yapanlara mezar olsunlar! Git!
Seninkinden başka toprak bul! Kendi ülkenden başka ülkeler!
Ama asla kendi canından baska can bulamazsın! Düşün!
Tanrının toprakları sonsuz genişlikteyken, seni alçaltan bir ülkede yaşamanın ne kadar anlamsız, ne kadar şaşırtıcı olduğunu!
Öyle yada böyle bugün belki de yine milyarlarca insandan farklı olarak özgürlüğümü elimde tutacağım bir evrakın mutluluğunu geç de olsa tatmak istiyorum . Sabah erkenden kalkmış ve sancıyla ayakta kıvranıyor olmama rağmen.
Umut hala diri. Gözlerin gözlerimin önünde hala ışıltılı…
Müzik: Burhan Çaçan – Bahçada Yeşil Çınar
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.