Sona yazacağım cümleyi başlık yaptım ki meramsızlığım anlaşılsın. Bu yazının bir konusu yok. Dönüp editlemedim de. Öylece ortaya döküldüm.

Bir kaç gündür vatandaşlık sınavına çalışıyordum. Aynı şeyleri çalışıp dururken, bazen unuttuğum, bazende sıkıldığım anlar oldu. Bir türlü cesaret edip giremediğim sınav için kendime verdiğim mühlet yarın son buluyor. Öyle yada böyle artık linke tıklayıp sınava gireceğim. Bu arada çalışmayı kırıp neden buraya geldiğimi soracak olursanız, nefeslenmek için.Bazen, üzerinde çok durduğunuz bir iş yada çalışma varsa, onu hepten bir kenara atıp başka bir iş yapmanın daha rahatlatıcı ve verimi arttırıcı olduğuna dair söylenmiş birşeyleri duyduğumu anımsar gibiyim. Yok, benim derdim tam olarak bu da değil. Öylesine bir dertleşme olsun diye geldim. Hesapsız kitapsız.Hava biraz sıcak, evde boğucu bir atmosfer var. Rahatlamak için duş aldıktan sonra gelip koltuğuma kuruldum. Burada ne yapacağıma dair kimsenin bir tavsiyesini beklemiyorum. Yada bana ayak bağı olan birisi de yok. Sırf sevdiğim için yazıyorum. İstediğimde ve istediğimi. Bu ne büyük bir nimetmiş bugün anladım.

Geçen gün aklıma konserine gitmek istediğim sanatçılar geldi. Yaşarken konserine gitmek istediğim kim var diye düşündüm. Bir tanesi tartışmasız “Sezen Aksu” . Şu sıra konser vermiyor diye duydum ama, verseydi gitmek isterdim.

Ayrıca Zülfü livaneli, İlkay Akkaya, Mem Ararat ve Hüsnü Arkan konserlerini canlı izlemek gibi bir hayalim var. Bu sanatçılarıdan bazılarının bizim jenerasyon için farklı anlamlarının olmasının yanı sıra , ben onları hala her dinlediğimde şarkılarının üzerimdeki etkileri yaşıma rağmen aynen devam ediyor. Hala güzeller, hala hisliler, hala dokunaklılar ve hala içimdeki bene hitap ediyorlar.

Yaşam boyu geçtiğimiz tüm evrelerii kendilerine özel anlamlar yüklediğimiz şarkılarla anlatmaya kalkacak olsaydık eşşiz bir manzara ortaya çıkardı değil mi? Kare kare resimlerimize eklediğimiz şarkılar eşliğinde anlatsaydık o resimlerin hikayelerini. Muhteşem olmaz mıydı?

Mesela sınır boyunca çekildiğim bir resmim var. Üzerine Sezen Aksu’nun “Kaçak” veya “Hasret” şarkılarını ekleyip hikayeyi anlatsam… Zülfü Livaneli’nin Leylim Ley şarkısını ,bir seher vaktinde güneşin geliş açısında dolayı değilde hasret belasının beni kırıp dağıttığı bir ana eklesem… Şu da olabilir; Ahmet Kaya’nın “Olmasaydı sonumuz böyle” şarkısını sakin bir gölün kenarını yalayarak geçen yaban kazlarının yada kuğuların süzülüşlerine bağlasam, o zaman daha bir anlaşılır olurdu herhalde.

Açık havada Ahmet Kaya konseri videosu izlemek isterdim birde, onunla ortak paydalarımızı o an yaşayarak, hissederek. İnsan olduğu ortama alışıyor zamanla fakat benim öyle alışmak gibi bir iddiam yok. Bir çabam da yok. Ait olduğumu hissettiğim bir dünya yok . Yıkıldı o dünya. Bunu gelgitlere bağlayabilirim. Zira bir yük gibi sırtımda olan bu yaşamı bitirinceye kadar sürekli gel gitlerim olacak. Zaman zaman inişler çıkışlar eşliğinde payıma biçilen zamanı bitireceğim. Her ne kadar olduğum yerden pişman olmasam da, yol dönemeçlerinden bazılarına değmemiş olmayı hayal etmiyor değilim. Çok kaza yapmışım çünkü. Üstüm başıma bakınca anlıyorum perişanlığımı.

Müzik : Sezen Aksu / Zülfü Livaneli – Sürgün

Oynat


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com