
Kimi nesneler yok olup maziye karışsalar bile hatıraları olduğu yerde durur. Gelecek nesiller onların nasıl birşey olduğunu sadece yazılardan yada resimlerden bilirler. Hakikatte ise onlara dokunmamış ve nelere aracılık ettiklerini bilmezler. Aslında bu nesnelerin aracılık ettikleri şeyi bilirlerde duygusunu bilmezler desem daha doğru olur. Tıpkı yukarıda ki resimde gördüğümüz jetonlu telefonun duygusunu bilmedikleri gibi.
Öncelikle bu aletin nasıl çalıştığını anlatayım. Ahizeyi elinize aldıktan sonra evvela çevir sesini duymanız gerekirdi. Çünkü o sesi duymuyorsanız bu telefon çalışmıyor demekti. Yani bir biiiip sesi duymak gerekliydi. Bugün daha çok sansür için kullanılan o biiiip sesini biz illaki duymamız gereken birşey olarak tanıdık. Eğer o sesi duyduysanız telefon çalışıyor demekti.
Devletin kurumu olan PTT (Posta Telefon Telgraf) tarafından işletiliyordu bu telefonlar. Sizde gidip PTT’den bu telefon jetonlarını satın alıyordunuz. Elinizde bulunan üç tip jetondan (büyük ,orta ve küçük) birisini üstte bulunan aralıklarda içeri doğru atmanız gerekirdi.


Şansınız varsa attığınız jetondan sonra tuşlara basarak arama yapabilirdiniz ama eğer şansınız yoksa telefon jetonu yutadabilirdi. Buna karşı herhangi bir yaptırım veya zararı tazmin mekanizması maalesef yoktu. Hoş şimdi özel GSM operatörlerinin yaptığı usulsüz işlemlerle alakalı da bir yaptırım mekanizması hala sağlıklı işlemiyor. Neyse işte.
Telefon çalışıyorsa, aramanızı gerçekleştirdikten sonra, hesaplanan süre boyunca ardı ardına tık tık düşen jetonlardan arta kalanı alabilmek için elinizi siyah kapaklı yere sokardınız ve kalan jetonlarınızı alırdınız. Kullanımı basitti.
Çok uzun yıllar insanlar çarşıda pazarda, askerde , gurbette veya yatılı okullardayken aileleri ile bu şekilde haberleştiler. 70 lerde kullanılmaya başlayan bu telefonlar uzun süre hizmet verdiler. Bizim jenerasyonda nasibini aldı bu telefonlardan. Biz üç devri gördük zira. Telefonsuz evleri, cep telefonlu insanları sonrada akıllı telefonları gördük. Şimdide yapay zeka tabanlı telefonumsu aygıtları bekliyoruz. Bir bakıma canlı tarih sayılabiliriz.
Benim bu telefonlarla alakalı hatıralarımın büyük kısmı önünde telefon bekleyerek geçirmekten ibaret. Yatılı okul yıllarımdan geriye kalan en renkli şeydir diyebilirim. Geri kalan renkler siyah ve gri den müteşekkildir. Fakat bu telefon sahip olduğu renkliliğin hakkını veremedi gibi gelir bana hep.
Kaldığım pansiyonların ikisinde de sadece bir tane bu telefondan vardı. İlkinde giriş katta dış kapının yanındaydı. Telefonu kullanırken demir kapıdan sızan soğuğu da yerdik. İkincisinde ise ikinci katta koridorun sonundaydı. Belletmen odasının kapısının yanındaydı. Belletmenler o yıllarda pansiyonda kalıyorlardı. Herhalde tüm özelimizden haberdar olmalarının sebebi bir şekilde bizi dinliyebiliyor olmalarıydı. Öte yandan zır zır çalan telefonun kendi kapılarının önünde oluşu, birilerinin kendisine telefon gelen kişiyi bağırarak çağırıyor oluşu onlar açısından pek iyi birşey değildi. Bu yüzden birazda çekine çekine konuşuyorduk.
Sonra bu telefon yatılı okul çocuklarının aile özlemini ve hasretini gidermede bir vasıta olmasının yanında öte yandan da kederlerinin taşıyıcısıydı. Söylenmesi için ağza gelmeden hemen önce düğümlenen gırtlakta takılan sözleri bir o ahize hissederdi. Zira gırtlağa en yakın yerde o dururdu. Ama kimse söyleyememiştir çektiğini o telefonlardan.
Ne …. olan belletmenin sürekli kendi odasına çağırtıp masaj yaptırdığı çocuklar, ne hasta olanlar, ne eşyaları akranları tarafından gasp edilenler, ne kavga da dudağı patlayanlar, ne akran zorbalığına uğrayıp dayak yiyenler, ne tacize uğrayanlar nede ailesinin zar zor para denkleştirip okumaya gönderdiği çocuklar dertlerini o telefonlardan hiç anlatamadılar.
Sırf bu yüzden görevini yapmış sayılmıyor benim gözümde bu telefonlar. Zira en olmadık zamanda bir jeton bulabilrmek bile sorundu. Sonra zar zor bulduğumuz küçük bir jetonla “Beni arayın” diye haber bırakırdık evlerimize. Evden arama gelesiye kadar çekilen ızdırabın bir süre sonra eski rutinine dönüşü hep o telefondan geç gelen arama yüzündendi.
Benim kafam dumanlanıyor yüzleşmeye başladığım eski zaman hatıralarıyla ilgili yazılar yazınca. Sırf bu yüzden yazıp bitiresim geliyor hatırladıkça. Birgün bitecek diye teselli ediyordum kendimi. Nihayet o devir de kapandı. Kapanacak diğer devirlerin ardından yazacağım cenaze kaldırma yazılarının hazırlığını yaşıyoruz sadece.
Sağlıcakla.
Müzik: Rubato – Bir Ayrılık Bir Yoksulluk Bir Ölüm
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.