Şüphe -2-

(Ş.’in günlüğünden.)

“Zoraki gülümsemeleriniz oldu mu hiç sizin?  Hiç, içiniz gülmeden dudaklarınıza eğreti bir gülüş yaydınız mı? Dudaklarınız sadece bir alışkanlık olarak o görüntüyü takındı mı? Kendinize karşı riyakârlık dolu bakışlarla baktınız mı ayna karşısında? Nasıl bir histir o, bilir misiniz?

Aynalar nasılda düşman gibi görünür. Cehennem zebanisi tadında bir görüntüdür. Görüntüsü bile cezadır. Tadı yoktur bakışların. Değil bir yudum sevgi, sempati bile duymazsınız kendinize. Etrafınızda ki insanlardan içinize bakanlar fark eder belki. Fakat kimse bilmese bile siz kendinizi bildiğinizden, o kötü hisle her an yüz yüzesinizdir. Tıraş olurken elinizdeki jiletle dudaklarınıza şekil vermek istersiniz. Dikiz aynasını biraz daha havaya dikip sadece göz ucuyla ardınıza bakarsınız. Kendinize tahammülünüz yoktur. Tüm resimleri silesiniz gelir. Bir şeylerin hatırına tuttuğunuzu bile bir yana bırakarak. İzsiz biri olmaktır dileğiniz.

Çoğu zaman ayna karşısında durur, kimi zaman sesli, kimi zaman içten şöyle dersiniz;

-Yani biliyorum, kan ağlıyorsun işte.  Kendine karşı en ufak bir olumlu duygu bile beslemiyorsun. Olduğun kişiye çok kızgınsın. Çok da kırgın. Hislerin donmuş. Taş kesilmişsin. Ne mutluluk, ne tat var dudaklarında. O zaman bu tebessüm neden? Kendine hoş görünme çabası mı bu? Yapma!

Değil tabiî ki. Alışkanlık bu. Lanet olası bir tiryakilik. Oysa hüzün nasılda güzel duruyor üstümüzde. Kızgın olduğumuzda, kırgın olduğumuzda, suçlu olduğumuzda hele. Kahır yani. Bir fil kadar kahırlı, bir köpek gibi pişman, kedi kadar gücenik, bülbül kadar âşık. Kırılalım kendimize. İçimize indiğimizde acı olalım çok acı. Baldıran zehriyle pişmiş gibi. Eczalar acıdır. Onulmaz yaraları ondururda hem.

Küstürmeyin aynaları. Aynalar bir yüze küserse, sevgililerde küsmüş demektir. Bilirsiniz o anı. Yüzünüze bakmak istemiyorsanız artık, o aynalar çatlamıştır.  Adice davranmış, taşa tutmuşsunuzdur size bakan yüzün aksini. Sevgili akistir. Siz ne iseniz, sevgili odur. Kırdıysanız siz kırmışsınızdır. Çatlayan aynalar duvarlarda tutulmalıdır fakat. Zamanın hatırı vardır. İbret vardır. Hala sine vardır. Aynalar bile dönüşür zamanla. Eritilir cam, fırınlardan geçer ve yeniden sırlanır bir gün belki. Cevir ve cefa vardır, fakat merhamette vardır. İhsan da vardır. Öyle değil mi?” Dedim.

O yine sustu. Biliyordu ne demek istediğimi. Zaten ona doğrudan söyleyemediklerimi böyle lafı dolandırarak söylerdim hep. Ama o sustu. Çatlamıştı ayna ve bir daha sırlanacağına inancı tükenmişti. Usulca çekip gitti. Yol ortasında öylece kalakaldım yine. Ne yana gideceğimi bilmeden . Ardına düşmemin bir faydası olacağına emin değildim. Bana seslenmesini bekledim fakat o ardına dönüp sadece mahzun ve kırgın bir bakış attı. Yada ben öyle sandım. Belki de ona karşı olan nedametimi daha çok hissettirmem gerekiyordu ama ben anlamadım. Bilmiyorum bu kim bilir kaçıncı hatamdı. Belki de hata değildi. Kendi kendime belli bir çerçevede kurguluyordum olayları. Tüm işaretlerin bencesini görüyordum yada. Karşıya geçip bakmayı akıl etmemiş olmamın bunda payı vardı sanırım. Oysa karşıdan kendimi görmeye katlanamazdım. Çünkü nasıl göründüğünü az çok tahmin edebiliyordum. Ona doğru yürümemin vereceği sancıyı arttırmak istemedim. Kim bilir? Ona da zaman lazımdı. Yeniden ayaklanmak için biraz dinginleşmeye ihtiyacı vardı. Sonsuza kadar sürebilecek bir zaman belki de. İçimden bir ses “Katlanamazsın!” dedi durdu günlerce. Sustum cevaplamadım. Cinnet getirecektim ama sustum. Onunda bana sus dediğini varsayarak. Onu çok seviyordum fakat sevmeye hakkım olup olmadığını bilmiyordum.

Devam edecek .