
Her gün dilimin ucuna binlerce kelime geliyor . Yok yok, hayır! Dilimin ucuna değil. Bilincimin köklerine saldırıyor. Bilincim kabul etmiyor bu saldırıları, direniyor . Sana olan bu kelimeler neden benim dallarımın altında saklansın ki diyor. Halkanın içine düştüğü zaman insan ne başını bilir ne sonunu. Nereden başladığının da bir anlamı kalmaz. Zira her an birbirini kovalayan binlerce andan birisidir .
Tut ki bildin nerden başladığını, o zaman halkada değilsin bir “U” dönüşünün sonundasındır. Başladığını sandığın yer bittiğin yerdir ve başlangıca pek bir benzer .
Göbek bağın kesilir ama benzeri bir iple çenen bağlanır . Metaforik açıdan ikisi de birer başlangıç sayılır . Her biri bir başka hayatın ilki. Yani ilk deneyimi.
Kabulü zor olan , ikincisinin biraz daha tecrübesizlik barındıranı birincisi.
Hepsi birbirine benziyor. Benjamin Button’un tuhaf öyküsü gibi . Tuhaf değil tersine döngünün varsayımı diyelim . Faraza yani muhal farz denilince söylemek caiz olur ya hani. Bu hikaye muhal farz faslının takdimini uzun tutmuş ,o kadar . Bir hakikat var ki oda ortada buluşmak. Makuliyet diyelim buna da.
Makuliyet vasatlıkla buluşunca mümkünlerin idraki biraz daha kolay oluyor.
Burda mısın gözümün ışığı ? Gözüm buğulandı , bulandı …Sağ yanımda bıçak sancısı. Soluma denk değil . Yaman özlemişim .
Müzik: Suavi -Bilmelisin
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.