
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan….
Bu satırlar Cahit Sıtkı‘nın Otuzbeş Yaş şiirinden kısa bir alıntı.
Belli bir yaşa gelene kadar insan normal bir şekilde yaşlanıyor da, bir yerden sonra maratonu bir an önce bitirmek isteyen koşucu gibi ölümüne koşuyor ve son sürat yaşlanıyor. Bunu eskiden anlamak pek güçtü de şimdilerde bunu anlamak pek bir kolay oldu. Eskiden albümlere doldurduğumuz resimlerde genelde çocukluk gençlik ve yaşlılık olmak üzere hayatın ana evrelerine ait kareler olurdu. Şimdi ise telefonlarımızın galerileri aynı işi görüyor. İşin ilginç yanı hiç istemediğiniz bir anda karşınıza çıkabiliyor o resimler. Söz gelimi aynı markanın telefonlarını 10 yıldır kullanıyor olsanız, cloud sisteminde sürekli resimleriniz birikiyor. Bir gün birden bire bakıyorsunuz ki, telefonunuzun kendi kendine hazırladığı 10 yıl önceki resimlerinizden yapılmış bir videoyu izlemenizi öneriyor işletim sistemi. İşletim sistemi o anıların güzel olduğunu veya sizi mutlu edeceğini varsayarak bunu yapıyor. Algoritma ona göre şekillenmiş fakat bilmiyor ki, siz artık o günlerdeki insan değilsiniz. Tıpkı kimin gibi? Benim gibi elbette.
Bu fasıl nerden aklıma geldi diyecek olursanız. Bir gün önce sevdiğim bir arkadaşımla bu konu üzerine konuşurken birbirimize resimler yollamaya başladık. Arabamın içinde oturup çekindiğim resimlerden birisini ona yolladım evvela. Bundan 3 yıl öncesine ait bir resimdi. Sonra tesadüf yine arabada olduğum için aynı pozu vererek canlı canlı bir resim daha çekip yolladım ona. Ne zamandır kendi kendime söylediğim şeyi aşikar ettim birden bire.
Leyla ile Mecnun dizisinde İskender’in bir repliği vardı. “Eskidim ben….” diyordu. Tıpkı onun gibi dedim . Eskidim ben. Yaşlanmak, yaş almak, yaşının adamı olmak… vs değil . Eskimekti tam karşılığı bunun. Kendimizi eskitiyoruz. Yada yaşam bizi eskitiyor. Sonra “Yaşlandım” diye bir damga vurup tüm günahı yıllara yükleyip çekiliyoruz aradan. Öyle olmadığını gördüm dün. Çünkü resimlerde yüzümü görmedim. Resimlerde geçen zamanın nasılda bana çarptığını, her çarpmada bir yanımı nasılda çizerek geçtiğini, tenimin acıyışını bir süre sonra ise direnmeyi bıraktığını ve kendine çekilmeye başladığını gördüm. Bu yüzden yaşa ve yaşlanmaya dair ettiğim tüm sözleri geri aldım. Tüm kelimelerimi heybemde yerli yerine yerleştirdim. Yırtılmış yerinden dökülenler yollara bıraktığım işaretler olsun. Burdan eskiyen, eskiyen yanları pul pul dökülen bir adam geçti desinler. Sonra da Yunus Emre’nin dediği gibi desinler.
Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin.
Sağlıcakla.
Müzik : Sedat Anar ve Selahattin Anar – Bir Ah Yeter
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.