Nazan Bekiroğlu’nun ilk kitaplarından biri olan “İsim ile Ateş arasında” kitabıyla başlamıştım bu edebi zevk yolculuğuna ve sonra bir aşkın tohumlarını patlatarak ulaştığım bugünde yine yanılmamış olmamanın heyecanı var içimde.

Bir kitap tanıtımı yazma niyetinde olmadığım için resmi bir bakış açısıyla yazmıyorum bu satırları her zamanki gibi.Bu yüzden içimden ne geçiyorsa öyle saldım kelimeleri ortalığa yine.

Yerli Yersiz Cümleler hariç en son Kehribar Geçidi romanı kalmıştı okumadığım. Uzak diyarda güncel kitapları bulmak zor olsada nihayetinde biraz fedakarlıkla istediğin kitaba ulaşabiliyorsun. Bu yüzden Kehribar Geçidine ulaşmam uzun bir zaman aldı. Elime geçtikten hemen sonra başlayıp, bitmesin diye azar azar okuduğum ve nihayet geçen hafta bitirmeye muvaffak olduğum bu eseri kitaplığımdaki en müstesna eserlerin yanına koysam yeridir. Şöyle ki, ne okuduğumun farkına çok sonra varıp ve anlamını bulduğunda ise çok sevindiğim benzersiz bir eser oldu.

Hayat kısa ve okunması gereken eserler pek çok. Bu yüzden kimi kitapları teğet geçmek, kimilerini ise mümkün olan en kısa sürede okumak gerek. O halde soralım. Neden Kehribar Geçidi’ni okumalıyız ve eserde ne bulmayı umuyoruz?

Eserde 2000 yıl öncenin ve bugünün kesişim noktalarını bulacağınız kesin. Bunun yanında; Roma dönemini, adaleti, adaletsizliği, binlerce yıllık el yazmalarının nerede olduğunu, tapınakların yerin inşa edilen kiliselerin neye dönüştüğünü, kandilcinin tapınağa sadakatini neden kaybettiğini, kolezyumu,  arenayı, gladyatörleri, Barbar Yüzbaşıyı, Uykusuz Çobanı, Efendi Naso’yu, Hanımefendi Sabina’yı, Yazıcı köleyi, Lahit kopyacısını, Kilise arşivcisi vefalı dost Sebestiyan’ı, Platonun el yazmalarını, Seneca’yı, Gezgin Alminayı, Kutlu Nebi gelmezden evvel kıtlık zamanı gelince ilkin kız çocuklarını diri diri toprağa veren bedevileri,Romalıların tanrılarına inanmıyorlar diye diri diri ateşe atılan İsevileri, Rahip Baraday’ı,  kanı, irini gözyaşını, aşkı, tutkuyu, sadakati, heyecanı, korkuyu, endişeyi, güveni, sevgiyi, merhameti ve binlerce yıl önceki yüzlerce yıllık koca bir devrin serencamesini kehribar gözlü bir köpeğin gözlerinden geçerek izleyebileceksiniz. Harika tasvirleri ile sizi Romada sokak sokak gezdirecek bu eser.

Roma dönemi yargısının, hatası, günahı ve sevabıyla bugüne nasıl ulaştığına şahit olunca tüylerim ürperdi desem yalan olmaz. Olmak!  Bir şey olmaktan dolayı yargılanmak. Bir şeyi yapmış olmaktan değil yani. Sırf bundan dolayı hayatı çalınarak yakılmak. Ne değişmiş o günden bugüne tumturaklı medeniyet lafları eden insanlık tarihinde?  Hiç! (Buna dair bir diyaloğu alıntıların en sonuna koydum.)

Bu benim hayatıma bakan yönü olayın. Bir geçit. Kandil. Ateş olan değil, dağ olan. Yolu değil, cümle içinde ismi geçince bile korkulan dağ. Kandil. Bir parçası 7 uyuyanların 309 yıl istirahat ettikleri dağ silsilesinin bir parçası. Evvelinde bir mağara. Seyyid Taha’nın makamından geçip yolcuları kandıran ırmak. Muvakkat bir süre uyuyup mutlak olarak uyandırılacağımız güne değin inandığı için kovalananların uğrak mekânı. Mağara, ırmak, köprü. Tiber’den geçerek ardına son kez bakanların son bakışında saklanmış ve orada hapsolmuş zaman, gün gelmiş bir başka mağara da yeniden, bir başka ırmak boyunda yeniden akmaya başlamıştı .

Buğday tenli barbar yüzbaşı ve çelimsiz kardeşinin hikayesiydi gökleri yere indiren. Helak olmayı hak eden kavimlerin demekki gayretullaha dokundurdukları yerler farklı farklıymış.  Demek ki bir yanda oluk oluk kan aksada, sema bekliyor müddetin dolmasını ve nihayet bir çelimsizin şah damarından kopan ah gidip değeceği yere değiyor , sonra göğü semayı titretebiliyor.

Gezgin Al-mina. İçinde gezdirdiği ateş yakar Roma’yı. Pişman olmak böyledir.  Sen 40 yıl taşırsın ateşi ve bir gün o ateş elini değil eli tutuşturur. Kandilci’ nin tutuşturamadığı tapınağı yine kandilcinin kederi tutuşturur.

Velhasıl ;Tarihi çok iyi okumak lazım. Dün romada isevileri diri diri yakan toplum çok değil birkaçyüz yıl sonra tamamen isevi oldu ve bu defa kendi insanlarını, cadılık, içine şeytan girmiş vs gibi bahanelerle diri diri yakmaya başladı.

Aynı vahşeti yakın zamanda ortadoğuda gördük. Ezidilere ,gayrimüslimlere yapılanları bırak , müslümanlara karşıda aynı vahşet işlendi.

Dün mazlumken bugün zalim olabilecek bir potansiyele sahip insanoğlu. Bu yüzden ilkelerden ve değerlerden ne şart altında olursa olsun vazgeçmemek lazım. İnsan hakları, adalet, inanç özgürlüğü, merhamet, şefkat, gibi kavramları olabildiğince güçlendirmek gerek.

Sağlıcakla kalın.

HEPSİ DEĞİL AMA BAZI ALINTILARIM

… çıkardığı sesten değil çıkarmadığı sesten mesuldür insan en fazla. Gün gelir hissetmediğin acının da hesabı senden sorulur, kalbimden sorumsuzum sanma.

-Sen kendinden şüphe ettiğinde bile ben sana itimat ettim

-Aklı başında şair yoktu aklı başında aşık olmadığı gibi.

-Kanadı kırık olduğu için yolları yürüyen bir kuş, denizde boğulan bir balık kadar yalnızım.

-Geçer demiştin Hanımefendi Sabina, gördün mü geçmedi.

-Hatırlamak, unutmamaktan daha vefalı bir kelimedir.

-Kim bilir belki son görüşümdür bu onu. Aşk her zaman ilk kez görüyormuş gibi görmek değildir.

-Bazen geçmişi hatırlamak geleceği kestirmeye çalışmaktan daha emniyetlidir ve bazı hatıralar üzerinden ne kadar zaman geçse de tekrara değerdir…

-Binlerce yıl içinde aynı zamanda doğmuş, bunca kalabalık arasında tanışmış olmamız eğer kader değilse nedir?

-Hangi yanından yara alıyorsun ki böyle kanıyorsun?

-Kirpik ucunda sallanan gözyaşı bir anda düşer, oysa onun ne kadar evveliyatı vardır. Hanımefendi sabina ben o gözyaşıyım yaprağın ucuna kadar inmiş bir su damlası gibi titriyorum ve düşeceğim anı bekliyorum.

-“Hayır,” dedi azatlı.”Gafletle yaşayıp gitmek yerine acımı çekerek yaşamayı yeğlerim. Çok ağır. Ama yine de daha insani.”

-Henüz tanışmadık ama ben seni bin yıldır tanıyor gibiyim. O halde tanışıp bilişmemiz yazgı, aksi halde bu duygu benim kalbimde olmazdı.

-“Sema ne bekliyordu hala çökmek için. Helak olmayı hak eden kavimler acaba bundan daha fazla ne yapmışlardı.”

-Çünkü kötülükten daha korkunç olan şey, insanın kötülüğü soğukkanlılıkla sürdürmesidir.

-Ben sana âşık olduğumda bütün evrenin aşk olduğunu fark etmiş biriyim. Bir rüyada başlayan aşk kutludur diye bilirim.

-Hiçbir şeyden pişman değilim. Ne  sana duyduğum aşktan ne de inandığım Tanrıdan.

Bir de ben hiç cesaret edemedim ikisinin adını yan yana yazmaya. Yazarken bile isimlerinin arasında mesafe bıraktım. Sen bu hikâyeye gönlünce mutlu bir son ekle. Ve ikisinin ismini bir cümlede yan yana, iç içe yazmayı ihmal etme.

-Dokun şu kâğıda ki elinin değdiği bir şeyim olsun.

Karşılaştığımız gün birbirimizi tanıyacağımızdan eminim..

-“Sen de öleceksin. Al-Mina, bil ki bir ölüye yanan herkes ölü. Çık dışarı, etrafına bak. Bu itişip kakışan kalabalık, bir gün hepsi ölecek, hepsi ölümlü. Öyle say ki hepsi şimdiden ölü.”

Senatörün heybetli azatlısı ilk cümlelere başladığında nefesi tıkananefendisi oldu. Oysa kelimelerle bir alıp veremediği yoktu.

Roma’nin saygıdeğer yurttaşları!,” diye başladı azatlı köle.

“Savunmamı usulünce yapabilmem için yargı heyetinden Rahip Baraday’ in ne ile suçlandığını açıkça işitmem gerekir. Simdi söyleyin, kesmediğikurbanın sunmadığı tütsünün dışında bu adamı ne ile suçluyorsunuz?”

Genç yargıç burnunun ucunda vızıldayan bir sineği kovalarken,

“Hıristiyan 0,” dedi.

“Peki,” dedi azatlı. “Anladım Hristiyan. Ama bu inancın sınırınagirer eylemin değil. Suç bir fiildir. Bu birey suç olarak ne islemiş?”Tekil sorunun cevabi çoğul yerden geldi. “Bir şey yapmalarına gerek yok,bir şey olmalar yeterli.”

“Olmak? Yapmak değil yani.”

Müzik: Mabel Matiz – Düldül (feat. Melike Şahin)

Oynat

sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com