İnsanı Geçmişe Dürtme!

20180902_1832371033057917.jpg                                                                                Teselliden nasibim yok

                                                                                               hazan ağlar baharımda.” 

                                                                                                    (Mehmet Akif)

 

Müzik :Hakan Yeşilyurt -Piraye (Söz :Nazım Hikmet)

 

İnsan bazen oturduğu yerden çok eskilere gidiyor.Kimi zaman geçmişin tatlı anlarına, kimi zaman ise, enkazlar altında kalmış acı hatıralara gidiyor. Yok yok, aslında tam olarak öyle denemez. Oturduğu yerden değil de, bir şeylerin dürtmesiyle gidiyor. Her başarıda olduğu gibi, her başarısızlığında da kaynağı olarak geçmişe başvuruyor insan. Belki bir teselli, belki de işe yarar dişe dokunur bir işaret arıyor zihin.

Geçmişle bağımızı kolay kolay kopartamıyoruz burası aşikar. Çünkü yaşadığımız an bir önceki hayatımızın bir ürünü. Değiştirme arzumuz ise daima bugünü var eden dün üzerine yoğunlaşıyor. Bu yüzden her iz, işaret  veya dünlere ait bir emare bizi geçmişe götürüyor.Ne kadar bağımız koparmak istesek de, bunlar bilvesile insana geçmişi hatırlattığı için ben ona dürtme diyorum. Çünkü bu izler mazide kalan anları tekrar tekrar, yeniden yaşatıyor.

Bir görüntü,ses, yazı ne ile karşılaşırsanız karşılaşın geçmişle ilintili olan bir anıyı çağrıştırabiliyor. Kitaplar, şiirler, şarkılar, filmler vs. hepsi birden yüzünüze bakıyor. Güzel hatıraları, güzel dostlarla hatırlıyorsunuz, ancak acı hatıralar her daim yadınızda oluyor. Her anının tadını çıkarmanız gereken şu yeryüzünde taşıdığımız ağır yükler hep acı hatıralardan müteşekkil. Hikmetini bilmediğimiz, bu geçmişe bağlı duygu düşünce helezonu, bizi daima içine çekiyor, oraya hapsediyor.

Birde zaman o kadar çabuk geçiyor ki, uzağında bulunduğunuz şeyler daha fazla uzaklaşıyor. İnsanda uzak kaldığı şeylerin sadece hayalleri ile baş başa kalıyor. Düşünüyorsunuz, hayal ediyorsunuz, sürekli hatırlıyorsunuz, derken ağır geliyor düşünceler yoruluyorsunuz. Zaman geçtikçe, her gün biraz daha fazla yoruluyorsunuz. Çünkü, sizden uzaklaşan şeyleri hatırlamak için, bakışınızı daha bir geriye götürmeniz gerekiyor. Daha uzun yollar geçiyorsunuz, daha çok zorluyorsunuz kendinizi. Anılar karışıyor birbirine, mekan ve zaman kavramları karmaşıklaşıyor. Her anıda yolunuz biraz daha uzuyor. Her anıyı birbirine bağlayan yolları geçerken taşıdığınız iplerin ağırlığı, keskinliği artıyor. Ta ki inceldiği yerden kopuncaya kadar.

Bir uçurtma düşünün mesela, yada gözlerinizi kapatıp bir anlığına onu uçurmaya çalıştığınız ve bunu başardığınızı hayal edin. Onu uçurmaya başladığınızda, ilk bakışta usul usul süzülüşü size iyi geliyor. Bir müziğin notaları gibi yavaş yavaş kaydığı ve ardı ardına, birbirinden güzel nağmelere dönüşür gibi salındığını görmek ruhunu okşuyor. Zamanla sizden ipi uzatmanızı istiyor lisanı hal ile, sizde kırmayıp ipi uzatıyorsunuz ve gitgide uzaklaşıyor. Uzaklaştıkça görüntüsü küçülüyor uçurtmanın. Derken gökyüzünde, ağır ağır gözden kaybolan bir noktaya dönüşüyor. O an, gözleriniz daha bir heyecanla, daha bir hararetle çivileniyor gökteki uçurtmanın olduğu yöne doğru. Zaman geçtikçe ip ağırlaşıyor, ellerinizi kesmeye başlıyor yavaş yavaş. Bir yanda o nazlı nazlı salınmasının heyecanı, öte yanda sizden kopup gideceği ve bir daha göremeyeceğiniz korkusu çöküyor omuzlarınıza. Derken ansızın bir rüzgar esiyor ve her şey bir anda olup bitiyor.Siz daha ne olduğunu anlamadan kopuyor uçurtmanın ipi. Uçurtma için bir ağaç dalına takılıncaya kadar günlerce devam edecek bir yolculuk, sizin için ise, hatırası bir ömür boyu sürecek anı yolculuğu başlıyor. Yıllar yıllar geçiyor aradan siz o anı her anımsadığınızda, tuttuğunuz o ip yıllar öteden size uzanıyor ve elinizi yine, yeniden,aynı yerden kesiyor.

Bir uçurtma sevdalısı gibiyiz işte. Belki bir daha hiç göremeyeceğimiz renklere tutulmuş. Belki de odamızın duvarında duran, rengarenk, ışıl ışıl parlayan uçurtma desenlerinden müteşekkil rüyaların içinde salınıyoruz.  Belki de bir gün yaşanması mukadder tüm güzelliklerin hülyasını, rüyalarımızda bir süreliğine misafir ediyoruz. Yada yaşanması muhtemel yıkıntıların, enkazlarının altında can arıyoruz. Rüyaların tabiri kendinde, hazzı özümüzde, acısı ise tenimizde gizli.

 

Kimi hayaller, huysuz bir sarmaşık gibi dolanıyor aklıma.

Özlem damarlarımı tahrik ediyor sarmaladıkça.

Uzun yollar görüyorum sonra,

Yemyeşil çam ormanlarının içine dolanan patikalar.

Sıklığında güven saklayan mağrur ağaçlar geçiyor gözlerimin önünden.

Bir hazan yeli esiyor iklim sonbahara dönmeden,

Yaprak yaprak düşüyorum sonra hayallerin ensesinden.

….

 

Sevgiyle kalın….