Bin Muhteşem Güneş -Khaled Huseyni

Son zamanların en çok okunan kitapları arasından ismi hiç düşmeyen “Uçurtma Avcısı” kitabının yazarı Khaled Huseyni’nin bir başka kitabından bahsetmek istiyorum size, “Bin Muhteşem Güneş’ten”.

Huseyni, Afganistan da çocuk çoktur ama, çocukluk yoktur diyor, Uçurtma Avcısı’nda. Demiş midir bilmem ama, Afganistan da, kadınlık da yok maalesef diyesiymiş.

 Bu romanında, Afganista da  kadına, eğitime, din,eğitim ve medeniyet olgularına bakışın 1960 lı yıllardan bugüne nasıl değiştiğini bir roman içerisinde ince ince işlemiş. Küçük yaşta kızların evlendirilmelerine, eğitimlerine, sosyal hayattaki yerlerine varana kadar bir dizi değişim.

Öte yandan, kabilecilik, savaşın akıllara zarar korkunç yüzü, bir savaşı bitirmenin başlatmaktan çok daha zor olduğu, bir zorunluluk olarak başlanan cana kıymanın sonradan nasıl bir aymazlıkla işlendiği vs. bir güzel anlatılmış. Önce Sovyetler ,ardından mücahitler ve en son Taliban’ın hakim olduğu Afganistan’ın yıllar içinde nereden nereye sürüklendiğini hayretle temaşa ediyorsunuz.

Hikaye ve kurgu çok hoşuma gitti ancak, birkaç kitabını okuduktan sonra Huseyni’nin de, Amin Maalof gibi mekanları tasvir konusunda yetersiz olduğu kanaatini edindim. Afganistanda ki savaşların korkunçluğu, kentlerin önceki halinden nasıl bir kopuşla ,nereye doğru savrulduğuna dair daha kaplsamlı bir betimleme ve kentlerin doğası bir parça daha nazara verilebilirdi.

Bu konuda merhum Yaşar Kemal’i anmadan geçemem doğrusu. Yaşar Kemal’in bir anlatımıyla,herhangi coğrafyanın resmini çok detaylı bir şekilde çizebilirsiniz. Anavarza ovasını, Çukurova’yı anlatmaya başladığında, elinizde bir harita yahut resim var sanıyorsunuz. Fakat  Huseyni burada, daha çok kişilerin hikayesini nazara vermiş.

Diğer bir husus hikaye çok can yakıcı, ancak anlatımda size bu acılar yeteri kadar hissettirilmiyor gibi. Duygu yoğunluğu konusunda aradığımı bulamadım yani. Belki de çeviri olmasından kaynaklıdır bu eksiklik. Ancak yine de okunmaya değer bir kitap.

Hele kendi ülkemde ki değişim ve dönüşümü gördükten, genç yaşlı ,bir çok insandaki hayret verici savrulmaya şahit olduktan sonra ,bu tür eserlerin daha fazla insana ulaşması gerektiği kanaatine varıyorum. Küçük bir misalle detaylandırayım ne demek istediğimi;

 Kitapta bir yerde Nana diyor ki;  “Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, bir kadını gösterir.” Bu sözler size bir şeyler çağrıştırmış olmalı. Bana çağrıştırdığı şey şu iğrenç kelime öbeği “Beni tahrik etti.”

Bir zihniyet değişiminin ayak sesleri bunlar. Bir yerlerden alınan cesaretle söylenmiş sözler belki de. Belki de ruhunu sapladığı şeytani bataklıktan çıkarmak için bir masumu batırmaya çalışan mücrim birinin sesi. Her neyse işte. İşin hülasası şu, cehalet büyük bir cürümdür. Bu cürüm her türlü büyük günahların kapısını aralayabilir.

Ve  tabi birde Babi’nin,” Çünkü bir toplumun kadınları eğitimsiz olduğu sürece başarıya ulaşma şansı hiç yoktur Leyla, hiç.” Sözüyle bu kısa değerlendirmeyi bitireyim. Eğitim Şart.

Sağlıcakla Kalın.

Not: Paragraflar ve cümleler birbirinden kopuk olabilir. Hatalar affola. 10 saat çalıştıktan sonra yazılan yazı bu kadar oluyor işte.