
Acelem var yazmak için . Sanki kısa bir süre sonra yok olacakmışım ve bir daha olmayacakmışımda, yazılarım yerime konuşacakmış gibi garip bir his var içimde. Ne kadar müsvedde varsa hepsini tek bir dokunuşla düzenleyip bir sisteme atasım ve yayınlayasım var.
Stefan Zweigh der ki; Yeryüzünde hiçbir şey insanın ruhuna hiçlik kadar güçlü bir baskı yapamaz. Hiç olmasa da, inancıma rağmen, şuan olduğum yerde olmama duygusu beni zaman zaman rahatsız ediyor. Bu rahatsızlığın öğelerini detaylandırmak kolay değil. Varoluşsal sancılar mı? diyeceksiniz, yok o da değil, var olamama ile ilgili biraz. Eskiler buna Tevehhüm-ü ebediyet demişler. Sözlük anlamı, insanın kendisini ebedî ve lâyemût (ölmeyecek) zannetmesi, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya bağlanması demek.
Başımı iki elimin arasına aldığımda aklıma gelen ilk düşünce şu; “Ölmeyecekmiş gibi değilde, usanacak kadar yaşasak nasıl olurdu acaba?” Yani yaşamaktan usanacak kadar yaşamak. Yaşlılık bunu sağlıyor diyenler var lakin benim gördüğüm yaşlılar hiç öyle değillerdi. Dünyaya benden daha fazla bağlılardı. Zaman zaman çok aşırı derecede bıktığım usandığım oluyor yaşamaktan. Fakat o yaşlı insanlar kadar hiç bağlanamadım dünyaya. (Hayatımın çok kısa bir dönemi hariç) Benden sonra geriye kalacak olan şeylerden bir tek yazılarımla alakalı endişem ve acelem var o kadar. Gerisi, şu akar yatağını bulur, misali yolunu bulacaktır. Kalan insanlar iradeleriyle, mallarda onların tercihleriyle akacak. Oysa yazılarım bende sonra kimsesiz kalacak. Kimsesiz ve gurbette. Hepsini toplayıp vasiyetime eklemeyi düşünsemde bu kimsesizlik ve yetimlik bitmeyecek. Var olmamın amacını yazılara bağlamak tuhaf gelebilir size fakat dünya telaşesi içinde ayakta kalmış olmayı borçlu olduklarımdan elimde kalanlar onlar ve onlara sahip çıkmak istiyorum. Tüm mesele bu .
Sağlıcakla
Ocak 2024
Alberta
Müzik: Pinhani -Zaman Beklemez
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.