Böyle bir başlık yoktu sanırım geçmiş yazılarımda . Bundan cesaret alarak birkaç husustan bahsedeyim istedim .

Yazdıktan sonra paylaşıp paylaşmamakta kararsız kaldığım bu yazıya dair içimden bir ses, şayet bunu okuyan biri varsa ve onun nazarında bir motivasyon unsuru olabilecekse, bunu paylaşmam gerektiğini söylüyor. Bu satırları fizyoterapi sandalyesinde boynumu ve sırt kaslarımı titreten, kendisi küçük ama etkisi büyük bir cihaza bağlıyken yazıyorum . Bu yüzden sağım solum beni güldürecek şekilde titrerken bu ciddi yazıyı tamamlayabilmek, aynı zamanda onu paylaşmak için yeterli gerekçe sayılabilir.

Yazmak büyülü bir dünya. Kalem yazdıkça keskinleşir, demişti ustalarımdan birisi.  Kalemin de ustası oluyormuş demek. Bu yüzden ustam dedim. Yazmak isterse eğer insan, ölürken gözleri ile bile yazabiliyormuş. Bunun örneğini kitap anlattığım yazıların birinde daha önce yazmıştım sanırım. Günümüz imkanları ile acı içinde dili tutulunca, eli tutmayınca, kulakları duymayınca bile yapılabilen bir ameliye. Bu konuda en fazla yardımı dokunan aletler ellerimizdeki akıllı telefonlar ve telefon uygulamaları olabilir. Son yıllarda elimizde sürekli elimizde tutma alışkanlığı da gelişen telefon tutma alışkanlığını bu cümleden bir fayda sağlasın diye değerlendirebilirmişiz meğer. Ben bu alışkanlığı olumlu manada değerlendirmeye çalışıyorum artık. Telefonumdaki not defterime yazdığım bir sürü yazı bunun şahidi. Daha çok not defterini kullanmaya çalışıyorum boş kaldıkça.

Sosyal medyayla uğraşmak yerine yazı yazmak daha bilinçli bir kullanım yöntemi olarak geliyor bana. ‘Elimizdeki akıllı telefonlar ve sosyal medya sayesinde hepimiz birer çocuğa döndük zaten. Susması, oyalanması için eline bir oyuncak verilen çocuk gibiyiz. Oyuncağımıza o kadar sadık ve bağlıyız ki geceleri ona sarılmadan uyuyamıyoruz. Bu yönümüzle de çocuğa benziyoruz. Küçük peluşuna sarılan birer oğlan veya kız çocuğu gibi. Elimizden oyuncağımız alındığında ağlıyor, ortalığı yıkıyoruz. Uyuyamıyoruz, uykularımız bölünüyor. Psikolojimiz bozuluyor, buna bağlı yoksunluk yaşıyoruz. Böylesi bir bağımlılık geliştirmek hiç sağlıklı değil diyor uzmanlarımız. Yarın uzmanları sağlıksız ilan edebilecek kadar gereksiz bir ukalalık potansiyelini de yabana atmamak gerek.

Mesela, şöyle düşünün: Bir ortamda oturduğumuz zaman artık vereceğimiz örnekleri izlediğimiz kısa videolardan alıntılar yaparak veriyoruz. Anlatmaya çalıştığımız bir mesele varsa hemen bir videodan alıntı yaparak, ‘Ya sen şu videoyu biliyor musun, adam şöyle şöyle diyordu’ diyoruz. Karşımızdaki o videoyu biliyorsa sorun yok, ‘Aaa evet biliyorum onu’ diyor, sonra anlaşmış oluyorsunuz ve kendimizi mutlu hissediyoruz, aynı konu üzerinde bu defa başka bir video ile yorum yapmaya devam ediyoruz. Yani başkasının videoda söylediklerini ifade etme güçlüğü çektiğimiz için, beynimiz videoya bağlantı atıyor. Eğer karşınızdaki kişi bağlantı kurmayı başaramayıp söz konusu serverdaki URL ‘e bağlanamadıysa bu defa kendi monitörümüzü onunla paylaşıp, ‘Ya dur, ben sana göstereyim’ diyerek başka bir çabaya girişiyoruz.

Gün içerisinde ihtiyaç olarak kullandığımızdan çok çok daha fazlasını böyle saçma sapan gündemlerle uğraşarak sürdürmeye devam ediyoruz. Neyse işte, cep telefonunu ihtiyacımız olarak beş dakika kullanacaksak, bir gün içerisinde herhangi bir banka işlemi veya mail atma ya da konuşmadan 20-30 belki  40-50 kat fazla da oyuncak cinsinden kullanıyoruz. Cep telefonu bağımlılığı bir çocuğun anne bağımlılığı gibi. Annesinden nasıl ayrılamıyorsa, onu okula götürdüğümüzde ilk birinci sınıfa başladığında neler hissediyorsa, cep telefonundan bir süreliğine uzak kalan insanlar da aynı şeyi hissediyorlar. Dolayısıyla, insanları cep telefonundan uzak tutacaksak, bir annenin çocuğuyla uğraştığı gibi uğraşıp bu yöntemi denemeliyiz.

Bu bahsettiğim işin eğlenceli yönüyle bir de işin bizi delirten yönü var ki sosyal medyadan dünyayı kurtarıyoruz. Hepimizin fikri en değerli, hepimizin aklı cümle âleminkinden fazla çalışıyor. Dolayısıyla, herkes bizi dinlemeli diye düşünüp her şeye yorum yapıyoruz. Düşünün ki bugüne kadar YouTube’da milyara yakın video vardır belki de ve bu yapılan videoların hemen hepsinin altında en az bir tane Türkçe yorum var. Normalde bu kadar çok fikri olan insanın dünyayı yerinden sallaması gerekiyordu değil mi? Yani bana göre, fakat dönüp baktığınızda elde ne var, tabii ki hiçbir şey. “Biz zehirlendik bari sonrakiler zehirlenmesin diye çabalamamız gerek” diyerek milyon kere duyduğunuz sözlerden müteşekkil klişelerle dolu bu yazıyı, bir fizyoterapi sandalyesi üzerinden, sosyal medyadan kaçmış olmanın başarısı sayarak size doğru uçuruyorum.

Sağlıcakla

Müzik : Cem Karaca -Oh Beeeeeeeeee


Fesleğen Bahçesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com