
Rahmetli Neşet Ertaşın bir türküsüydü bu. Sözleri Karacaoğlana ait olan bu türküyü en ciğerden Neşet Usta söylerdi. Tüm sazı olanların ustasıydı o. Değil sadece çalmayı bilmek, edebini de o gösterdi zanaatkarlara. Bir konser esnasında ceketini çıkarmak için dinleyicilerinden müsade isteme sahnesi vardır ki o sahne geri kalanlara nezaket babında bir ufuk gösterir. Bu yüzden Neşet Ustanın adını anmadan geçmek istemedim. Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm. Ayrı ayrı bahsetmişti herbirinden rahmetli Karacaoğlan ve Neşet Usta fakat hepsini birden geçen yıl veriverdi kadir mevla.
Geçen yıl yaşandı ne yaşandıysa. Gerçi uzun yıllar boyunca bekleniyordu da gelmiş olan fakat zamanı bizce meçhul olduğundan olsa gerek çok da önemsenmemişti. Yine de gelişi erken bir felaket oldu hepimiz için. Yaşamları hiç beklemediği anda sona erenlerle kalanların acısı iç içe girince hangisine ağlayacağımızı bilemedik doğrusu.
Dün yine aklıma geliverdi ansızın. Açıp öğrencilik günlerimin geçtiği şehre baktım. Mahallelerin sokaklarn, nehir boyunun drone ile çekilmiş görüntülerini izledim. Başka şehirlere de baktım tabi fakat Antakya bir başka yıkılmıştı. Asi nehri boyunca neredeyse sağlam tek bina kalmamış. Öğrenciyken kaldığım evlere baktım. Binaların tümü yıkılmış. Komşularımız, tanıdıklarımızın çoğu can vermiştir o binaların altında belkide. Hiçbirinden haber alma imkanı bile yok. Ne tepsi kebaplarını gömdüğümüz kuşlar et pazarı, ne Narlıca kasabının sahibi Memet Abi, ne çocuklarıyla sürekli didişen ve berberin ahlaksız çıraklarının çarkına tüküren bilgisayarcı Kemal amca yoktur belkide. Çok merak ettiğim ve adını anamayacağım daha niceleri kimbilir ne acılar çekiyorlardır.
Manzaraların çoğu acının yere serilmiş halinden ibaret. Çok acı bir görüntü antakyaya göre. Bir aralık drone alçalırken şu görüntüyü yakalamış. Bir ağaç ve bir ev. Hayata onca yıkıntı arasında tutunabilmiş olması ümitlerimi canlandırdı desem yeridir. Diğer yandan pek de heybetli olmayan fakat herşeye rağmen yine de ayakta durmakta direnen, kim bilir ne kadar emek ve gözyaşı, ter ile kurulan, iki katlı ev duruyor.
Biri canlı biri cansız. ikiside direnmiş. Biri hayatta diğeri ayakta duruyor. İkisinin de duruşu bir başka. Kalanlara selam olsun diyorlar. Kelimeler kifayetsiz. Bir kare anlatabiliyorsa olan biteni, o vakit israfı kelam etmeye hacet yok. Bir şehir yok olmuş öte yandan . Ne söylesen söylenmez. Rantçılar,imar afçıları, talancılar hepinizin malumu. Ne söylemeye çalışsan anlamı yok. Bir daha gidilecek bir şehrim daha yok oldu.
İki yıl önce kendimi aynalara düşman ettiğimden beri bir başka cam kırığı daha kesmeye başladı yüreğimde bir yerleri. O yüzden resimlere de ben düşman oldum, her bir karesi bir yıkıntıya denk düştüğü için.
Geçmiş olsun, Sevgili(m) , Ülkem
Müzik : Neşet Ertaş – Bir Ayrılık, Bir Yoksulluk, Bir Ölüm
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.