Bu haftanın kitabına dair birkaç latife…

Bu hafta okumak için,Stefan Zweig ‘in Clarissa isimli romanını seçtim.

Kime mi sordum seçerken? Tabi ki hiç kimseye! (sonuna ünlem de koyayım da, daha ciddi dursun cümle,yoksa kızdığımdan değil. Her yanımdan şefkat damlıyor,bilenler bilir.) Neyse muzırlığın lüzumu yok. Konuya gireyim.

Bazı seçimlerimiz hayatımızı bir anda  ve büyük oranda etkilerken,bazıları o an pek de fazla etkilemeyebiliyor. . Örneğin bir kitap okuduktan sonra, hayatımız bir seferde mükemmel, yada bir anda berbat olmuyor tabi.Yada biz öyle zannediyoruz. Fakat bir iş değiştirdiğimizde veya bir yere taşındığımızda ve yahutta bir “to be or not to be” arasında kalıp ta,”not to be”yi seçtiğimizde  karşılaştığımız farklı durumlar,bir çok olayın seyrini değiştirebiliyor. Aynen benim ki gibi. Anasının nikahından ebesinin köyüne kadar değişir mi insanın hayatı arkadaş? Değişiyor,değişiyor maalesef. Öyle, olmaz anlamında, kafa sallamayın. Hemen hemen herkesin bu konuda fikir ve düşüncesi aynıdır sanırım. Oysa bana göre,bir kitap da insanın hayatını böyle tamamen değiştirebilir. Kim ne derse desin.

İnsanların eyleme dönüşmemiş, duygularını ve düşüncelerini harekete geçiren ve hatta onları oluşturanlar aslında, okuduklarıdır. Bir düşünce,bir duyarlılık, bir fikir yapısı okunulanlardan damıtılan cevherlerdir. Petrol gibi yani. Hani o siyah ve sıvı şeyin içinden uçak yakıtından, benzin, motorin, gazyağı çıkıyor ya;bak gaz yağını da bilmezsiniz şimdi siz.Lamba mamba geveliyorsunuz da o değil sadece işte.Neyse soran, merak eden olursa yorum yazsın açıklarım;öyle bir cevher işte. Türkiye de üretiliyor ama kullanılmıyor. Valla bak ciddiyim. Neyse boşverin onu şimdi. İnsan doğası ,edindiği tecrübeleri bir kritiğe tabi tutarak karar verme üzerine kurulu bir sistemse eğer,bu sistemin işlemesi için okumak, immobilizerli bir kontak anahtarı sayılır. Bu yüzden her kitap o kontak anahtarında bir şifredir.Doğrusu,yanlışı yoktur okumanın,eğer iyi bir okuyucuysanız tabi. Önce inanıp,sonra okumak değildir iyi bir okuyucunun yapması gereken. Öze ulaşmak için madeni ince ince işçilikle kazmaktır iyi okumak.

Buraya nerden geldik sahi. Şimdi dönüp yukarıda yazdıklarımı baştan aşağı okuyacak halim yok ama, konu madem kitap seçimi, OHAL’de yazmaya devam edeyim mantık örgüsü çerçevesinde. Ben kitaplarımı seçerken kimseye sormam,okuduğum kitapların hiçbirinden de bugüne kadar pişmanlık duymadım tıpkı aşkım gibi. İnsan aşık olmaktan pişman olur muymuş? Tabi ki hayır,kat’a,ve asla! “Hatta aşk ,bir ihsandır.Aşkın bedeline razı gelmek, insanı, “insanı kamil”, yapandır.”

(İtiraf edeyim, ki bu konuda mütevazi olmayı düşünmüyorum,zira çok veciz oldu bu söz.Altına telif hakkı saklıdır yazayım da, hemen Mevlana’ya yamamasınlar.O Mesnevi’de ne çekti be cühelanın elinden. Yazık! )

Hayatını kör kütük bir cehaletle,aşksız geçirenler bu özet cümlenin de,yazının da muhatabı değil elbette. Aşıksan, belayı dertten ah eyleme Şakirr. Zakirr, sen de harabat ehlini hor görme, belki o harabelere dinamitle Toki girer,o ki Toki girer,o kişi çok kazanır. Gülme gülme haklıyım:D Hiciv yoktur sözlerimde, geyik var. Öyle cahiller biliyorum ki hiciv dersin civciv anlar. Yanlışlıkla Civciv diye okuyan varsa onlara da tavsiyem lenslerini taksınlar. Kutusu,solüsyonu yanlarındaysa tabi.

Bak göz dedim de tarihe not düşeyim. Son bir yıl içinde, stabilden dinamiğe seri geçişlerimden dolayı gözlüğüm de kırıldı. Kendi kırıklarım müstesna ona tamir yok artık acıya acıya gezeceğim çaresiz.Madem gönül kapımı kapadım, bari gözüme bir gözlük alayımda, gözüm açılsın dedim. Çıktım göz doktoruna gittim. Doktorla hasbihal, hoşbeş derken muayene de oldum. Doktor,göz derecemi yazdığı reçeteyi elime verdi ve aramızda şöyle bir diyalog geçti;

-Aslında senin gözlük takmana gerek yok kardeşim,derecen düşük zaten.

-Olur mu hiç, Daha önce yüksekti, astigmat felan da var  bilmem ne,gözlük takmayacak kadar nasıl düşmüş abi?

Doktor durur mu, yapıştırdı cevabı

-Senin kafa bozuk aslanım,demek ki, kafa bozuk olunca göz açılıyor.

Hayatımın özeti bu cümlede saklı.

Sağlıcakla kalın.Vesselam