Haftanın Kitabı ve Ortaya Karışık Duygusal Tepinmeler.

Kimi zaman şöyle kafanı geriye çevirip baktığında, hele ki sarhoşluktan ayıldığında, şunu düşünüyorsun; “mutluluk ne kadar da geride kalmış” .

Mutluluk, hayallerde yaşanan şeylerin içerisinde gizlenmiş bir mücevher gibidir. İnsan, tasasız kaygısız bir şekilde, sadece hayallerine daldığında mutlu oluyor sahiden. Yoksa geriye kalan her şey de bir şart var. Hayallerinden sıyrıldığında ise mutluluk bitiyor diyemem. Çünkü, kimisi eldekiyle yetinerek mutlu oluyor.Öğrenilmiş çaresizlik değil belki ama bir mecburiyette yok değil hani. Yani yetinmek mutlu olmak için yeterli bir araç olabiliyor.

Benim için pek sayılmaz tabi. Yetinmek istemiyorum artık, ulaşmakla sorunlarımı halletmeliyim. Hayallerime ulaşmadan mutlu olmama azmindeyim. Azmim şuan sabırda saklı olsa da .Çünkü her yetindiğim, zamanı geliyor önümde, aşılması zor, kocaman bir kale duvarı oluyor. Kendi ellerinle ördüğün duvarın hangi tarafında kalırsan kal arkasında kalmış oluyorsun. Surların bir kapısı olmayınca her halükarda öyle. Bir de yazarken bile olsa kendini açamıyorsun ya, o daha kötü. Sanki bir kapı daha kapanıyor yüzüne.

Amaan! neyse boş verin şimdi tüm bunları. Ben size her hafta bir kitap sözü ile Eylül’ün devamını yazacağım diye söz vermiştim değil mi?

Haftanın kitabını biraz önce bitirebildim. Halen hastayım hiç halim yok ama, terleye terleye, zorlaya zorla da olsa bitirebildim. Eylül’ü tamamlamak üzereyim ama yayınlamak konusunda kararsızım. Biraz düşünmeye ihtiyacım var. Birde gaza gelip türkü söyleyeyim demişim. İşte o iş biraz yaş gibi.Kendimden başkasına türkü söylememek kararındayım.Tamamen duygusal.

Evvelki haftanın kitabı, Stefan Zweig hocamızın Clarissa isimli kitabıydı. Kindle den okurken birdenbire bitiverince canım sıkılmadı değil. Hikaye resmen ortada ve yarım olarak kalmış. Daha önce hiç, Stefan Zweig kitabı okumadım fakat, sorsalardı bana, “bu kitap yarım kalmasın hocam, diğerlerini eksiltip bunu tamamlayalım” diye öneride bulunurdum herhalde.

Kitapla ilgili yorum yapanların yorumlarına bakınca, yazarın ömrünün vefa etmediğinden dolayı kitabı tamamlayamadığını öğrenme fırsatım oldu. İlk başta hiç başlamamanın isabetli olacağını düşünsem de, böyle bir boşluğu tasavvur etmemiştim doğrusu. Aslında, düşüncem, hikâyenin değil parçaların eksik olduğuydu. Zira yarım kalmış hikâyeler yaralayıcıdır. Hem de nasıl bir yara biliyor musunuz? Kopan bir uzvunuzu geride bırakmışsınız da, ondan geriye kalan yaraymış gibi daha bir kederli. Yani en büyük sıkıntı belirsizlik ve boşluk. Yarım kalan hikayesi olan biri olarak, benim ömrüm vefa eder mi bu hikayeyi bitirmeye, göreceğiz

Sahi, bu değerlendirme yazısını niye yazdım ki? Belki kitabı okumak isteyen olabilir. Bu yazıdan sonra, sonunu söyledikleri filmin heyecanının kaçması gibi olacak sanki. Kendimi engelleyemeyişim, birileri ile konuşma ihtiyacı hissettiğimden .Farkındayım. Neyse!

Clarissa’nın, karakteri,kişiliği ve icra ettiği mesleğine baktığımda, kendisi bana birilerini hatırlatsa da ona değinmeyeceğim.

Clarissa’nın manastırda ki günlerinden bir kesitte; çok sevdiği bir arkadaşından bahsediliyor. Arkadaşı, sevecen ve çabuk ilişki kurabilen bir tip, fakat bir süre sonra ilişkileri, nedensizce ve tamamen bitebiliyor. Kızın arkadaşlarından birisi kendisine p.ç dediğinde, kız cinnet geçiriyor, ve ardından yaşadıkları kız yurdunda bir dizi olay gerçekleşiyor. Clarissa, bunun nedeninin, toplumda babasız olanlara karşı duyulan nefret eğiliminden kaynaklandığını o zaman anlayabiliyor. Bazı toplumlarda, o toplumun fertleri, kendileri gibi olmayanları tard edebiliyor. Bu insanlar, kimi zaman kendilerini ait hissettikleri toplumların değerlerini ,dünyanın öbür ucuna gitseler bile, bir şekilde taşıyıp kendilerinden kaçmış olanları o durumda bile yargılayabiliyorlar. Tıpkı örnekteki gibi. Doğu toplumların da daha yaygın bu hadise. Dünya ya entegrasyon açısından baktığınız da bu toplumların bana göre en büyük zaafı bu. Nerden mi biliyorum? Hala yaşıyorum. Ama problem değil alıştık artık. Sizde çevrenize baktığınız da onlardan göreceksiniz muhakkak

Bir başka hadisede; önsezileri ve karakteri ile güçlü bir asker olan babasının emekli ediliyor olması can sıkıcı oluyor. Buradan da insani sistemlerin; işini iyi yapan insanların, aslında işlerini yapmalarının değil, aynı zamanda iş çevrelerinin de memnun edilmesi gerektiğine dair, açıklarla dolu olduğunu görüyorsunuz. Babası ile ilgili sonradan gelişen hırsa bağlı duygusal ve psikolojik değişkenlere dair yorumu okuyunca kendiniz görürsünüz.

Clarissa’nın, Avrupa da bir psikologlar kongresine gitmesi olayına, aşık olduğu adamla yaşadığı yakınlık ve kendini ait hissettiği anda ki teslimiyetine dair yorum yapmak istemiyorum. Çünkü hikaye yarım. Yarım işte, kalakalmış öyle .

Aslında bir kitaptan bu kadar ders çıkarılması yeter gibi bu arada ben yeni kitap bakayım. Saatte epey geç oldu. Tükenmek üzereyim.

Vesselam.

Reklamlar