Kavram(ak)

Yaşam, mutlu olmak ve hep kazanmak için değil, var olmak ve bir ruh geliştirmesi için insana tanınmış bir süreden başka bir şey değildir.”

Mühürlenmiş Zaman
AndreyTarkovski

Hata, günah, sevgi, şefkat, açlık, duygu, özlem, öfke, nefret, umut… gibi iç dünyamıza ait kavramlar, hayatımızı, duruşumuzu şekillendiriyor. Bazen birini diğerlerinin önüne geçirebildiğimiz gibi, bazen bir diğerini ötekisine kurban verebiliyoruz. Aslolan Andrey Tarkovski’nin dediğini yaparak , bize tanınmış süreyi hızlı bir şekilde geçirmek galiba.

Meşhur bir söz vardı bir zamanlar fakat şimdilerde pek duymuyorum. “Hızlı yaşa genç öl, cesedin yakışıklı olsun”. Bunu, trafikte hız yapmak için bahane olarak kullanan anlayışı kıt birileri de vardı o dönem. Onların da nesli tükendi yada pek kalmadı. Burada hızlı yaşanıp, deneyimlenmesi gereken her şeyi denemekten bahsediliyor anladığım kadarıyla. Ölündüğünde, cesedinin deneyimlenmemiş, yada kendisinden korkulmuş bir tecrübeyi arkasında bırakmayacak şekilde, mütebessim ve güzel bir çehreyle gitmesinden dem vuruluyor bana kalırsa. Tam olarak öyle midir bilmiyorum ama bende bu sözü duyduğumdan beri uyanan intiba bu şekilde. Ceset tüm duyguları tadınca olgunlaşıyordur ruh gibi. Bazen rampa çıkarak, bazen inişe geçerek, bazen yük çekerek, bazen ise şarampole yuvarlanarak, tanınan zamanın hakkını vererek son halini buluyor sanki.

Salt İniş ve çıkışlara alışmış bir insanın şarampole yuvarlanması beklenmedik bir durum olabiliyor bazen. İşte o zaman kırık dökük bir şekilde yaşamak hareket etmek ne kadar zor olsa da elde bir kırıntı olarak kalan tek bir duyguya bir kavrama tutunmak gerekiyormuş. İlyas Salman’ın oynadığı “Sarı Mercedes” filmindeki gibi. Şarampole yuvarlandığı halde, başına türlü türlü kazalar geldiği halde, çalışan bir araba gibi. Ayrıca bununla bağlantılı olarak TedX ten dün bir kesitini izlediğim şu örnek geldi aklıma;

Fareler üzerinde bir deney yapılıyor. Bu deneyde, boş kavanozlara fareler konuluyor. Daha sonra kavanozlar su ile dolduruluyor. Fareler dakikalarca sudan çıkmak için kavanozun duvarlarına tırmanmaya çalışıyorlar. Farelerin geneli 15 dakika sonra çabalamayı bırakıyor ve suya kendilerini bırakarak boğulup ölüyorlar. Bu farelerden bir tanesini ise 13. dakikada kavanozdan çıkarılıp kuruluyorlar ve bir süre sonra tekrar suyun içine atıyorlar. Bu fare ikinci defa atıldığı suda tam 75 dakika çabalamaya devam ediyor. 75 dakika sonra ise artık kurtulma şansının olmadığını düşünerek kendisini suya bırakıyor ve ölüyor.

Ben buradan şu sonucu çıkardım. Hayat içinde karşılaştığınız zorluklar esnasında, takatinizin kesildiği esnada, bir umuda tutunabildiyseniz eğer, o umut size daha fazla çabalama gücü bahşediyor. Belki eskisine nazaran gücünüz artmamıştır, daha bir kuvvetli değilsinizdir yada. Çünkü insanın haddi bellidir en nihayetinde. Fakat orada gücü daha verimli, daha dengeli ve daha rantabl kullanma yetisi oluşuyor insanda. Umut. Çıldırtsa da, gözden gönülden uzakta olsa, hatta gerçekleşmeyeceği aşikar bile olsa umut ölene kadar insana mücadele ettirir. Ee zaten amacımızda ölmek değil mi? Ölmek için yaşıyoruz. Yeniden dirilişi tartışacak değilim lakin, 15 dakika çırpınmak da az gibi. Durup kurulandıktan sonra biraz daha çırpınmak daha evladır nazarımda.

Not:Umutsuzum ama umut etmek istiyorum.