Yeraltından Pusulalar -3

Gözü takıldığı yerde kaldı. Zihninin içinde bir şarkı çalmaya başladı sonra. Bir melodi. Nerede duymuştu bu melodiyi ilk defa ? Ne kadar zaman geçmişti üzerinden, hatırlayamadı. Çabalaması nafileydi . Çok gerilerden gelen bir sesti bu ve uzunca bir süre yolculuk yaparak varması gerekiyordu o sesin kaynağına. Suç, hesap verme, pişmanlık, itiraf ve daha bir çok düşüncenin arasında çırpınrken, güzel olan ne varsa ıskalamış, onlardan bahsetmenin yersizliğine kanaat getirmişti.

Sonra ki günlerde, bu mektuplar sahibini bulur mu bulmaz mı kaygısından azade de olamamıştı. Kafası karışmış dünyası karışmış, ruhu çalkalanıp duran bir okyanusun ortasında alabora olmamak için sabit durmaya çalışan bir kayık gibiydi.

Kitapla şarkı arasında gitti geldi. Kitabın başlığı ayrı bir mektup konusu olabilirdi. Ancak şarkı mektupların manasını aksettirecek asıl kelimelere ilham da olabilirdi. Olduğu yerde sabit bir şekilde durmaya başladı. Gözlerini kırpmama imkanı olsa, onu da yapmayacaktı. “Sabır burda başlıyor” dedi kendi kendine. Kalman gerektiği zaman kalacaksın. Gözlerini dikip bir yere, sonra çakıp güneşten sızan ışık gibi yeryüzüne, söylemen gereken ne varsa bir melodiyle birlikte söyleyeceksin.

Bir pişmanlık girdabının başında gibi durdu. Zaman geriye doğru akmayan bir ırmağın kardeşiydi. Hep ileri doğru gidiyor, bir an bile geriye dönüp bakmıyordu. Birde önüne katıp götürdükleri vardı. Bir okyanusa kavuşana kadar taşıyor ne düştüyse içine, o nesneleri birbirine kardeş yapıyor, ardından da okyanusa savurup her birini bir başka dalgaya emanet edip başka dünyalara sürüklüyordu.

Kitaba çakılı kalan gözlerinin önünden bir cümle geçti ansızın. Bak, dinle beni,” dedi Furi. “Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben. Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim…”

Bu sözler, onun kendini buraya kapatmasıyla son bulan yolculuğunun başladığı yer olan, yalnızlık trenine bindiği perondu. Ardından uğurlayan yolcu yakınlarına dönüp bakmamış sadece trene binmiş ve o hayatının sonuna kadar sürecek yolculuğa başlamıştı. Eşinden, çocuklarından ayrılmadan hemen önce, delilik denilen bu süreci başlatan değil ama, onun farkına vardıran cümleydi bu cümle O, kendi zihninde “Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben. Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim…”diyedursun, “Senin için ne fedakarlıklar yaptım” demişti eski karısı ona.

O ise sadece şunu söylemekle yetinmişti. “ Hiçbirini istemedim , hiçbirini yapmak zorunda değildin. Sadece beni sevmeni istemiştim. Yalnızca sevmeni.Oysa sen beni hiç sevmedin ve bu sevgisizliğinin üzerini fedakarlık kılıfı ile örtmeye çalıştın. Bana karşı dürüst olamadın . İki yüzlü olmak kolayına geldi. Benim için yaptığını söylediğin herşeyi gördüm ve her gördüğümde onlardan nefret ettim. Keşke hiç yapmamış olsaydın. Birgün vazgeçerdim o zaman . Bunca zaman bana vazgeçme şansı bile vermedin . Öyle kötüydün işte sen. Öyle bencil. Kendini tatmin etmek için beni kullandın. İyi bir kadın olduğunu göstermeye çalışarak yaptın. Oysa bu hiç umrumda olmadı. Yol ayrımından bizi kurtaracak olan bu değil artık. Bunlar boşa çabalamaktan ibaret .” demiş ve imzayı atmıştı.

Yakınları araya girdiler diller döktüler. O hiçbirine aldırmadı . Tek bir şeye dikkat kesildi. Karısının gözlerinden bir damla yaş dökülüp dökülmediğine baktı.Bir derinlik aradı. Manası gözlerde birikmiş bir bakış. Kelimelerde, bakışta, duruşta gizlenmiş olduğunu düşündürecek bir hareket aradı. Ama karısı sadece şikayet edip haklılığını savunuyordu. Bu ise onun çoktan aştığı bir eşikti. Sadece “Evimde istemediğin kediyi alacağım . Diğerlerinin tümü senin olsun. Ev araba eşyalar vesaire ne istiyorsan… Kedimi istiyorum sadece . Biliyorum ki o beni seviyor. Onu sana bırakamam” demişti mahkemede de. Hakim onun bu sözlerinin ardından nasıl bir acı gizlendiğini anlamıştı. Hergün onlarcasının gelip boşanmak için başvuruda bulunduğu bu mahkeme salonunda olağanüstü denebilecek bir çok hadise ile karşılaşmıştı, fakat akıl hastası olmadığına kesinlikle inandığı bu adamın son sözleriyle ne demek istediğini biliyordu. Ona bile dokunmuştu bu sözler. Bir kediyi tüm varlığına tercih eden bir adamın sızılarını anlayabilmek için onun yerinde olmaya gerek yoktu. Bir ince söz yeterde artardı bile. Hakim kendisini tuttu ve mal taksiminde hakkaniyetli davranarak onu da mağdur etmedi.

….devam edecek…

Pinhani – Aşk Bir Mevsim.