Ah Felek Söyle Bana Ölmek mi Gerek?

Nefes alışlarım yine sıklaştı. Yetmiyor aldığım nefes. Derin derin ve sık aralıklarla soluyorum. Göğsümün kafesine yerleşmiş geniş hacimli ağır bir nesne yeterince nefes almama izin vermiyor adeta. Ellerim, kollarım tuhaf ve damarlarıma giden kan sanki düzensiz bir akış içerisinde. Sorgu meleklerinin tavrını takınıyorum. Neden? Neden? Neden? diye sorgulayasım geliyor olan biten her şeyi. Neden ve sonuç ilişkisi içerisinde varlığını devam ettiren hayatın ve dünyanın nedensiz yere benden aldıklarını sorguluyorum. Yeni yeni açılan yaraları.

Çok sevdiğim bir arkadaşımın kanser rahatsızlığının nüksettiğini ve ikinci kere ameliyat olacağını öğrendim bugün . Telefonlarına ulaşamıyorum. Ondan haber alabileceğim kişilere numaramı bıraktım ama endişe içerisindeyim. Ortak tanıdığımız birisine açtım durumu ” O bu defa gidici galiba” dedi. Bunu söyleyen insan çok naif birisi ama bazen kimi sözleri gelişigüzel söyleyince çok incitici oluyor. Hele ölümden ve ölmekten bahsedildiğinde. Ölüm bu kadar kolay konuşulduğu için dünya bu kadar acıyı sırtlamış olabilir mi? Yada neticenin kaçınılmazlığına aldanmış olmak , bunun daha erken olmasına karşı kayıtsızlığı beraberinde mi getiriyor acaba?.

Bundan iki ay önce eve bir misafir gelmişti . Ona söylemiştim “ İçimde hayvanlar gibi sürekli bir yeme isteği var ve bu aç olduğumdan değil.” “Sen mutsuzsun” demişti . Ulu orta yerde söylenmiş olan bu söz biraz abes gibi durduysa da haklılık payı şimdilerde ayan beyan ortada . Evet bugün bu saatte bir mutsuzluk üzerime çökmüş durumda.

Rahmetli Müslüm Gürsesin “Hayat Berbat” şarkısı çalıyor beynimin arka tarafında yine. Kilolarım ve taşlarımın sancısının ise bu berbatlığa katkısı da cabası .

Müslüm Gürses – Hayat Berbat