Ne Söylediği mi? Nasıl söylediği mi?

Bir şarkı dinledim bugün. Öyle bir özlem yükledi ki sırtıma kaldırması zor. Belki sizlerde dinlemişsinizdir. Şarkıyı bir konserde çekmişler. Görüntü kalitesi fena değil ama ses kalitesi konusunda sorun var. Çünkü kimi sözler anlaşılmıyor. Ama öyle bir ses var ki söyleyende insanın yüreğini eziyor adeta. Normalde o şarkıyı biliyorum .Rahmetli Zeki Müren’in söylediği bir şarkı. Fakat…

Kim Bilir?

Son yazıyı yazdığımdan beri neredeyse yirmi gün geçmiş. Kim bilir kaç yüz bin hücrem yeniden dirilmemek üzere öldü. Kim bilir kaç tel saçım daha döküldü ve kim bilir hangi hastalıklara karşı daha savunmasız hale geldim. Sayılı olan nefeslerimden kaç tanesini daha tükettim. Hayat böyle bir şey işte. Hiç bir şey elimiz de değil. Sadece yaşıyoruz….

Kaosta Kendini Bulan Evey…

Geçenler de Fox Guy günüydü. Okulda konuyla ilgili ufak çaplı bir metin okuyunca andım yine bu defalarca izlediğim filmi. Tavsiye Film deyince aklıma gelen ilk filmlerden birini yani. “V For Vendetta’yı” Özgür olabilmek, kendine güvenip kendi sınırlarını aşmak , bunun için çıkacağın yolculuklar hiç kolay olmuyor. İşkencelerden geçiyorsun, fiziksel veya ruhsal sancılar çekiyorsun. Bildiğin dünyan…

Kendiyle Baş başa Kalmak

İnsan kendisiyle baş başa kalmalı. Yalnızlık değil kastım. İstediğiniz zaman yalnız kalma imkanını ve vasatını oluşturabilirsiniz. Çıkar sessiz sakin bir yere gidersiniz ve yalnız kalırsınız. Bu yalnızlıkta kendinizle birlikte götürdüğünüz bir çok şey vardır. Aile, eş, dost, akraba, maddi durumlarla alakalı değerlendirmeler, (çoğunluğumuzun bu anlamda sahip olduğu tek şey kaygıdır tabi) işle ilgili konular vs….

Çok sevdim seni

Ben seni çok sevdim be kadın Sana yalan söyleyecek kadar çok. Hem de seni incitecek kadar. Çok sevdim seni gerçekten çok.

Şüphe -2-

(Ş.’in günlüğünden.) “Zoraki gülümsemeleriniz oldu mu hiç sizin?  Hiç, içiniz gülmeden dudaklarınıza eğreti bir gülüş yaydınız mı? Dudaklarınız sadece bir alışkanlık olarak o görüntüyü takındı mı? Kendinize karşı riyakârlık dolu bakışlarla baktınız mı ayna karşısında? Nasıl bir histir o, bilir misiniz? Aynalar nasılda düşman gibi görünür. Cehennem zebanisi tadında bir görüntüdür. Görüntüsü bile cezadır. Tadı…

Bağ.

Gözlerin mahzende yüzyıllarca saklanıp yıllanmış bir şarap gibi. Arzumu tüm yüzüne kenetliyor. Baksam bağlar çiçekleniyor, bakmasam yüreğim eziliyor. Hâlbuki hiç şarap içmedim ben o mahzenlerden. Hiç de geçmedim o bahçelerden. Fakat tutkuyu anlatırken sadece şaraptan bahsediyorlar aşıklar. Bağların adına ise “İrem” bir tek diyorlar.  Yüzyıldır sana aşıklığın tutkusu, Ah ! o İrem bağlarından şarap içmek…

Olmamışlık.

Hep aynı kelimeleri kullandığımı fark ettim bir süre önce. Hep aynı yerler, aynı kişiler ve aynı sözler. Başka herhangi bir sözcük, nesne yada kişi yokmuş gibi etrafımda.  Bu his bana yazmayı bıraktırmaya çalışan sinsi bir düşman gibi. Sevdiğim ne varsa onları yazmak güzelliğinden beni mahrum bırakmak isteyen bu duygu, daha iyisini yapabilmek için mi kamçılıyor…

Adınla Başlıyorum.

Sana yeniden mektuplar yazmaya başladım. İçimde tuttuklarımı başka türlü nasıl dışarı çıkarabilirdim ki? Şu sıralar yazmaya verdim kendimi. Şiir, deneme yada hikayeden ibaret olan uzun yazılar değil hiçbiri. Sadece isimler. Günlerdir ismini yazıyorum türlü türlü kalemlerle, türlü türlü şekillerle. Bir yazı çeşidi öğrenmeye çalışma bahanesiyle yapıyorum. Aslında bu sanat öğrenmek gibi bir amacım yok. Yalnız…

Leyla’nın Evi – Zülfü Livaneli

Geçenlerde Netflix’te Black List isimli bir dizinin bir sezonundan birkaç bölüm izledim. Yardımcı karakterlerden birisi ana karaktere hitaben diyordu ki, -Çok zekisin, akıllısın fakat her şeyi kontrol edemezsin. Bazen kadere teslim olman gerekir. Kaderle ilgili ,kimileri buna evrenin gücü, kimileri ilahi irade, kimileri ise görülmeyen bir yönlendirici gücün varlığından bahsediyor. İnsan eğer inançlıysa elbette kadere…